Gündem

İSLAM ÜLKELERİ TAŞIMA VE LOJİSTİKTE NEDEN GERİ KALDI? (2) İSLAM ÜLKELERİ TAŞIMA VE LOJİSTİKTE NEDEN GERİ KALDI? (2)

Osmanlı'da, üreticileri organize etmek, onları dünyada aranan mallar üretmeye yönlendirmek ve bu ürünleri tüccarlar aracılığı ile uzak ülkeler denizyolu ile ulaştırmak için gerekli altyapı ve düşünce tarzı ile lojistik ve taşımacılığın en önemli esasları olan bu olgular oluşmamıştı.

Geçen sayıda İslam ülkelerinin taşıma ve lojistikte neden geri kaldığı konusunu değerlendirme çerçevesinde, gelişmiş bir ülke konumuna gelinmede denizciliğin öneminden, denizciliğe verilen önemin teknoloji ve bilimsel olarak da gelişmeye yararından, İslam ülkelerinin baştan beri denizciliğe önem vermemesinden bahsederek ticaretin ve deniz yolu ile taşımacılığın tarihçesinden bahsetmiştik.

Osmanlı İmparatorluğu, her ne kadar İstanbul'un alınmasında deniz gücünden faydalansa da o dönem çok güçlü bir donanmaya sahip değildi. Venedik, Kıbrıs Adası'nı 1479 'da Cenevolılar'ın elinden alsa da, İstanbul fethinden 46 yıl geçtikten sonra 1499 yılında Osmanlı donanması Venedik donanmasını yenerek Kıbrıs Adası'nı alabilmişti.

Osmanlı'da denizcilik alanında büyüme II. Beyazıt Dönemi'nde (1481-1512) olmuştur. Denizlerde donanmanın savaş gücü artsa da deniz ticaretinde Venedikliler, karşılaştırılamaz bir üstünlüğe sahiptiler. Osmanlı, Hıristiyan mühendis ve teknisyenlerle deniz gücünü geliştirirken, deneyimli denizcileri de daha yüksek paralar ödeyerek kendileri adına çalıştırıyor, yabancı gemicileri ve gemi yapımcılarını kendi tarafına çekiyordu. Osmanlı'nın denizciliğin önemini anlamaları ve yabancılardan önemli ticari limanlar hakkında bilgi alarak oralara yönelmekleri sonucunda, stratejik önemi yüksek olan Preveze açıklarında Papalığın desteklediği Portekiz ve Venedik donanmalarına karşı zaferle ayrılmaları, hep ticari önemi yüksek olan yerlere yönelmekle ilgiliydi. Ancak bütün bunlara rağmen, tüccarları örgütleyerek buralardaki ticari faaliyetleri denizcilik üzerinden geliştirmek gibi bir politika izlemediler.

Bu cümleden olarak Osmanlı'nın fethettiği tüm yerlerde kendi ticaret örgütlerini kurmadıkları ve kendi tüccarlarını desteklemek gibi bir politika uygulamadıkları için ticaret sürekli Hıristiyan tüccarların ticari hakimiyetleri ile devam etti. Girit'te en zengin tüccar olarak anılan yeniçeri ocağında kayıtlı Bezirgan Hacı Hüseyin olarak anılsa bile, kayıtlar bu kişinin Hıristiyan dönmesi olduğunu göstermektedir. Diğer ticaretle uğraşan yeniçerilerin büyük bölümü de dönmeydi.

Osmanlı politikalarında fethedilen yerlerin örneğin Rodos Adası'nın alınmasında da oranın maden kaynaklarından çok fethin şanı daha önemliydi. Kıbrıs Adası o zamanlarda devrin en meşhur şarapları, şeker kamışı ile pamuk üretmesiyle ünlü olmasına rağmen Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra ham pamuk, pamuk ipliği ve bağlardan elde edilen ürünlerde çok belirgin bir ihracat düşüşü yaşandı.

Kıbrıs'ın Venedikliler'in elinden alınmasından sonra, stratejik önemi göz önüne alındığında büyük bir ticari kayba uğranılacağını gören Papalık Venedikliler'le birlikte düzenledikleri Haçlı donanması ile İnebahtı yakınlarında Osmanlı donanmasını bozguna uğrattı. Osmanlı'da, üreticileri organize etmek, onları dünyada aranan mallar üretmeye yönlendirmek ve bu ürünleri tüccarlar aracılığı ile uzak ülkeler denizyolu ile ulaştırmak için gerekli altyapı ve düşünce tarzı ile lojistik ve taşımacılığın en önemli esasları olan bu olgular oluşmamıştı.

Osmanlı'da fethedilen yerlerin en önemli gelir kaynağı toprak zenginliğiydi. Devlet, gelir kaynağı olarak denizyolu ile ticaret yerine toprağı gördü. Ticareti desteklemek hiçbir şekilde devlet politikası olmadı, armatör ve tüccarlar desteklenmedi. Topraktan elde ettiği yüksek gelir, bunların göz ardı edilmesine sebep oldu.

Denizcilik gerek teknoloji ve bilime bağlılığı, gerekse gemi üretimi için birçok özel malzemeye ihtiyaç duyulması, daha kolay ve emeksiz olarak topraktan yüksek gelir elde edilmesi nedeniyle göz ardı edildi. Cenovalı denizci Kristof Kolomb'un 1492 yılında İspanya adına Amerika yakınlarına ulaşması ile bu toprakların uçsuz bucaksız zenginliği uzun süreler savaşmaya gerek kalmadan denizyoluyla en kısa sürede en kolay kazanılan serveti, ispanya ve Avrupa'ya kullanım fırsatı veriyordu.

Portekizli denizci Vasco da Gama da 1498 de Hint Okyanusu'nu geçerek Hindistan'a ulaştı. Bu da Uzakdoğu'nun başta baharat olmak üzere diğer zenginliklerine ulaşılmasını sağladı. Portekizliler Hindistan'da 450 yıl boyunca kolonilere sahip oldu ve Basra Körfezi'ni, Kızıldeniz'i ve Hint Okyanusu'nun stratejik noktalarını kontrol ederek doğunun ticari mallarını Akdeniz ve Avrupa'ya taşıdı. Basra Körfezi'nin en stratejik noktası güneyde Hint Okyanusu'na açılan Hürmüz Boğazı'ydı ve Portekizliler'in kontrolündeydi. Bu zaman diliminde, denizler yoluyla keşif ve ticaret Portekiz ve İspanya'nın zenginliğini artırdı.

Bütün bu gelişmeler olurken zamanın en güçlü imparatorluğu Osmanlı, daha önce değindiğimiz denizcilik ve ticarette gelişmeleri sağlayamadığı için fazla bir şey yapacak konumda değildi. Basra Körfezi'ne ulaşarak Kuzey Doğu Arabistan topraklarına yerleşmeleri sırasında bir taraftan da bölgenin en önemli stratejik merkezi olan Hürmüz'e elçiler göndererek Portekizliler'le ilişki kurmak istiyorlardı. Diplomatik ilişkilerin ciddiyetle yürütülememesi ve Piri Reis yönetiminde 25 gemi ile Hürmüz'de Portekizlilerin üzerine gitmelerinin hüsranla sonuçlanması istenilen ve beklenilen sonucu getirmedi. (Devam edecek)

Selahattin Doğan/Transport

Şenlikköy Mahallesi Saçı Sokak, No: 4 / F Florya 34153 Bakırköy İSTANBUL
+90 212 663 62 61
+90 212 663 62 72