Gündem

DTO: YENİ DÖNEMDE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİDTO: YENİ DÖNEMDE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci çerçevesinde sürdürülen katılım müzakereleri çerçevesinde, Haziran-Aralık 2010’daki Belçika AB Dönem Başkanlığı sırasında yeni bir müzakere başlığı açılmamasına rağmen, sürecin yolunda ilerlediği hem Türkiye hem de AB yetkilileri tarafından onaylandı. Belçika Dışişleri Bakanı görüşmelerin yolunda ilerlediğini belirterek, başkanlıkları döneminde açılması beklenen Rekabet Faslı’nın müzakere sürecindeki en zor başlıklardan biri olduğunun altını çizdi.

Bununla birlikte, 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren altı aylık süre için AB Dönem Başkanlığı’nı Belçika’dan devir alan Macaristan, başkanlıkları döneminde Türkiye’nin AB üyelik sürecinde ilerleme kaydedileceğinden umutlu. Diğer AB aday ülkeleri ile birlikte Türkiye’yi de ilk defa 13 Ocak’ta düzenlenen AB Bakanları Zirvesi’ne davet eden Macaristan’ın Dışişleri Bakanı Janos Martonyi, Türkiye’nin AB üyeliğini açıkça destekleyerek; “Ya AB’ye rakip yeni bir Osmanlı İmparatorluğu yükselecek ya da Türkiye AB’ye girecek ve güçlerimiz birleşecek” şeklinde açıklamada bulundu.

Bazı üye devletlerin siyasi engellemeleri ve seçim süreci sebebi ile yavaşlayan AB katılım müzakerelerinde 35 fasıldan, 18 fasıl Fransa ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından bloke edilmiş durumda. “Rekabet”, “Sosyal Politika ve İstihdam” ve “Kamu Alımları” ise siyasi engel olmadan teknik olarak açılması mümkün müzakere başlıklarını oluşturuyor. 

Türkiye 8. Çerçeve Programı için Hazırlıkları Başlattı

Avrupa Birliği’nde (AB) 8. Çerçeve Programı’na (8ÇP) ilişkin başlatılan hazırlıklara paralel olarak Türkiye’de de ilgili program için ön hazırlıklar başlatıldı. AB Çok yıllı Çerçeve Programları; Avrupa’da bilimsel ve teknolojik altyapının güçlendirilmesi, rekabetin desteklenmesi ve ülkeler arası işbirliğinin teşvik edilmesini öngörüyor. Bu kapsamda, AB, 2014-2020 yılları arasında yürürlükte olacak 8ÇP için çalışmaları 2011 yılında başlatıyor. 

Türkiye’de, TÜBİTAK koordinasyonunda, ‘Türkiye Araştırma Alanı’ iştirakçilerinin katılımı ve katkıları ile hazırlanan “Türkiye 8. Çerçeve Programı Görüş Belgesi” ise 2010 yılı Aralık ayında Avrupa Komisyonu’na sunuldu. AB’de 1984 yılında başlatılan Çok Yıllı Çerçeve Programları kapsamında halen 2007-2013 yılları arasında geçerli olan 7. Çerçeve Programı (7ÇP) yürütülüyor. AB, 7ÇP için 50 milyar Euro kaynak ayırmıştı.

Türkiye ve AB, Ulusal Programın 2. Kısmına ilişkin 2009 yılı Finansman Anlaşmasını İmzaladı

Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA) kapsamında Geçiş Dönemi Desteği ve Kurumsal Yapılanma Bileşeni kapsamında, Türkiye Ulusal Programı’nın 2. Kısmına ilişkin 2009 yılı Finansman Anlaşması, Avrupa Komisyonu ile Türkiye arasında imzalandı. Programın 2. Kısmı; “Siyasi Kriterler”,  “Adalet ve İçişleri, Tarım, Gümrük Birliği, Eğitim, Enerji, Sanayi Politikası, Çevre, Mali Kontrol, Malların Serbest Dolaşımı, Tüketici ve Sağlığın Korunması, Bölgesel Politika, İstatistik ve Ulaştırma başlıklarında AB müktesebatının üstlenilmesine yönelik kurumsal kapasite geliştirme, “Sivil Toplum Diyaloğu” konulu toplam 33 adet projeyi içeriyor. IPA-Geçiş Dönemi Desteği ve Kurumsal Yapılanma Bileşeni altında ülkemize ayrılan tahsisat toplam 204.5 milyon Euro iken mevcut Anlaşma ile söz konusu 33 proje için AB tarafından 116.3 Milyon Avroluk katkı sağlanacak. Projelerin toplam bütçesinin 12,4 Milyon Euro’luk kısmı ise Türkiye tarafından finanse edilecek.

AB Dönem Başkanı Macaristan daha etkin bir Taşımacılık Sistemi için Çalışacak

1 Ocak tarihinde AB Dönem Başkanlığı’nı devralan Macaristan, Avrupa’da taşımacılık alanında yenilikçi ve etkin bir sistem oluşturabilmek amacıyla çeşitli girişimlerde bulunmayı hedefliyor. Bu kapsamda Trans Avrupa Ağlarının (TEN-T) gözden geçirilmesine ilişkin yeni bir Beyaz Kitap yayımlanmasını öncelikleri arasında birinci sıraya koyan Macaristan, Avrupa Komisyonu’nun bu yılın Haziran ayında yayımlamayı planladığı önergeden önce TEN-T politikasının gözden geçirilmesine ilişkin girişimde bulunmayı planlıyor. Bu kapsamda,  TEN-T Politikasının AB Ulaştırma Bakanları’nın 7-8 Şubat tarihlerinde Macaristan’ın Gödöllö Kasabası’nda gerçekleştireceği gayri resmi toplantıda ele alınması bekleniyor.

AB Ulaştırma Bakanları’nın 31 Mart tarihinde gerçekleştireceği toplantıda ise tek demiryolu sistemine ilişkin taslak Yönerge ve Avrupa Deniz Güvenliği Ajansı’nın (EMSA) yetkilerini gözden geçirerek değiştiren Yönetmelik üzerinde politik uzlaşı sağlanması öngörülüyor. Geçtiğimiz Kasım ayında Avrupa Komisyonu tarafından sunulan ve EMSA’nın yetkilerinin Üçüncü Denizcilik Paketi ile uyumlaştırılmasını öngören tasarı; EMSA’ya deniz kirliliği hususunda müdahale hakkı veriyor. Bu çerçevede EMSA, gemi kaynaklı deniz kirliliği dışında örneğin petrol platformlarının neden olduğu kirliliğe müdahale edebilecek ve AB’nin deniz araştırmalarına daha etkin katılabilecek. Aynı zamanda, AB üyesi olmayan devletlerin de EMSA’ya üyeliği daha esnek hale getirilecek. Macaristan ayrıca Avrupa Konseyi’nin, “Avrupa Gemicilik ve İç Suyolu Eylem ve Kalkınma” (NAIADES) programına ilişkin olarak orta vadeli kararlar kabul etmesini bekliyor. AB’nin yeni dönem başkanı,

NAIADES programına yönelik olarak 6–8 Nisan tarihlerinde Budapeşte’de bir konferans düzenlemeyi planlıyor. Öte yandan, Macaristan, Belçika Dönem Başkanlığı sırasında başlatılan ve ağır vasıtaların bazı AB ülkelerindeki otoyol kullanımını düzenleyen Euronavigette Yönergesi’nin değiştirilmesine ilişkin istişare sürecini devam ettirmeyi öngörüyor.

AB’de Liman Hareketliliği 2009 yılında Azaldı

Avrupa Komisyonu’nun, AB genelinde istatistiki bilgilerin derlenmesinden sorumlu kuruluşu Eurostat tarafından 20 Aralık tarihinde yayımlanan rapor, 2009 yılı içinde AB limanlarındaki hareketliliğinin küresel ekonomik krizden etkilendiğini ortaya koyuyor. Eurostat’ın açıkladığı verilere göre; 2009 yılında AB limanlarında gerçekleştirilen mal elleçlemesi işlemlerinin %12 oranında azaldığı görülüyor. AB’de 2002 ila 2007 yılları arasında düzenli olarak artan mal elleçlemesi, 2008 yılında 3,9 milyar ton dolayında dengelenmiştir. Ancak 2009 yılında dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz ile birlikte bu rakamın 3,4 milyar tona düştüğü ve %12 düzeyinde azaldığı bildiriliyor. Rapora göre; deniz taşımacılığı alanında AB limanlarına gelen ya da AB limanlarından ayrılan yolcu sayısı 2003 yılında 410 milyon iken, 2009 yılında %2 dolayında azalarak, 403 milyon olarak gerçekleşmiştir. Eurostat’ın 2009 Yılı AB Liman Hareketliliği raporu; http://epp.eurostat.ec.europa.eu/cache/ITY_OFFPUB/KS-SF-10-065/EN/KS-SF-10-065-EN.PDF adresinde sunulmaktadır.

Ön Bildirimli Kargo Deklarasyonu 1 Ocak itibariyle AB’de uygulanmaya başlandı

Avrupa Birliği’nin (AB) uluslararası ticaretin güvenliğini sağlamak amacıyla, Topluluk Gümrük Kodu’nda 2005 yılında gerçekleştirdiği değişiklik ile ortaya koyduğu, “Ön Bildirimli Kargo Deklarasyonu” gerekleri 1 Ocak 2011 tarihi itibariyle AB üye devletlerinde resmen uygulanmaya başlandı.

“Ön Bildirimli Kargo Deklarasyonu” rejimi, AB’ye ithal edilen, AB’den ihraç edilen ve AB üzerinden transit taşımacılığı gerçekleştirilen mallara ilişkin bilgilerin, ekonomik işletmeciler tarafından AB gümrüklerine giriş ve çıkışlardan önce yasada tanımlanan zaman sınırlamaları çerçevesinde ilgili üye devletlerin gümrük bürolarına elektronik olarak bildirilmesini gerektiriyor. Yeni sistem, AB gümrük bölgesine giren ve çıkan kargoların risk analizi için, elektronik ortamda yeknesak bir risk belirleme kriteri oluştururken, “Yetkili Ekonomik İşletmeci” lisansı alan işletmeciler ise basitleştirilmiş prosedür ve düzenlemelerden faydalanabiliyor. 

Bildirimler, taşıyıcılar tarafından zorunlu “Ekonomik İşletmeci Kimlik ve Sicili” (EORI) kullanılarak, elektronik ortamda ilgili gümrük bürosuna gerçekleştirilmektedir. Ön Bildirimli Kargo Deklarasyonu çerçevesinde ilgili gümrük bürolarına ibraz edilen zorunlu özet beyannameler, taşımacılığın durumuna ve türüne göre farklılık göstermektedir. Bu kapsamda, giriş ve çıkış özet bildirimleri yükün tanımı, gönderici veya ihracatçıya ilişkin bilgiler, kargoların taşınması sırasında kullanılan güzergah, kargolara ilişkin muhtemel riskler gibi verileri içermektedir. Gümrük büroları kargolara ilişkin risk değerlendirmesini taşıyıcılar tarafından iletilen ön bildirimler temelinde gerçekleştirmekte ve risk analizi sonuçlarına göre gerekli tedbirleri almaktadır.  

Gemi taşımacılığında ise prensip olarak gemi işletmecisi, kargo bilgilerini yasada belirlenen süre zarfında önceden gümrük bürosuna bildirmek veya bildirilmesini temin etmekle yükümlü bulunmaktadır. Ön bildirim, gemi işletmecisi tarafından gerçekleştirilebileceği gibi acentesi tarafından da gerçekleştirilebilmektedir. Bununla birlikte, gemi paylaşımı veya benzer akdi anlaşmalar kapsamında veya karma taşımacılıkta bildirim sorumluluğu değişmektedir. Nakliyecinin bilgisi ve onayı doğrultusunda, düzenlenecek bir sözleşme uyarınca; özet bildirimler üçüncü kişiler tarafından da gerçekleştirilebilmektedir. Gemi işletmecilerinin veya acentelerinin ön bildirimli kargo deklarasyonu ibrazına ilişkin zaman sınırlaması gemicilik türlerine göre farklılık göstermektedir. Bu çerçevede:

- Konteynırlı Deniz Yükü’nde kargonun gemiye yüklenmesinden 24 saat önce; 
- Dökme/Parça Deniz Yükü’nde geminin limana ulaşması veya ayrılmasından 4 saat önce; 
- Kısa Mesafe Deniz Nakliyesi ve Karma Taşımacılıkta geminin limana ulaşması veya ayrılmasından 2 saat önce gerekli

bildirimlerin yapılması gerekmektedir.

ABD, kargo güvenliğinin arttırılmasında AB’nin desteğini istiyor

ABD’nin İç Güvenlikten sorumlu Bakanı Janet Napolitano, Avrupa Birliği (AB) yetkileri ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada; kargo güvenliği sağlanması hususunda küresel ticareti sekteye uğratacak terörist saldırılara cevap verebilmek amacıyla AB, ABD ve diğer ülkelerin işbirliğini hızlandırması çağrısında bulundu. Kargo güvenliğini arttırma hedefindeki ABD, ayrıca Dünya Gümrük Örgütü (WCO) nezdinde küresel tedarik zincirine yönelik güvenliğin arttırılması için ülkelerin, uluslararası kuruluşların ve özel sektörün bir araya getirilmesi için bir ortaklık oluşturulmasına ilişkin görüşünü açıkladı. Napolitano, hükümetlerin bilgi paylaşımı, malların izlenmesi (özellikle kimyasal ve patlayıcı maddeler içeren mallar) ve kara, hava ve deniz alanlarının korunması gibi ilerleme sağlamaları gerektiğini kaydetti. Gerçekleştirilen görüşmelerde, AB yetkilileri ise güvenlik konusunda insan hakları ve ulusal güvenliğin dengelenmesi konusunda görüş bildirdi.

ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından Taşımacılık Güvenlik İdaresi’ni (Transportation Security Administration) tesis eden Amerikan Kongresi Havacılık ve Taşımacılık Güvenliği Senedi’ni (Aviation and Transport Security Act) onaylamıştı.

Avrupa Denizcilik Günü Konferansı: 19-20 Mayıs 2011

Her yıl düzenlenen Avrupa Denizcilik Günü konferansı, 2011 yılında Polonya’nın Gdansk şehrinde 19-20 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek. Avrupa Komisyonu Denizcilik İşleri ve Balıkçılık Genel Müdürlüğü ve Polonya’nın Altyapı Bakanlığı ve Gdansk şehir yönetimi tarafından düzenlenecek olan konferans programı açıklandı. Bu sene “Denizcilik Politikası: İnsanı Ön Planda Tutmak” teması ile düzenlenecek olan konferansın ilk gününde aşağıdaki çeşitli temalarda oturumlar düzenlenecek:

- Denizcilik kariyerlerini çekici hale getirmek: Öğretim, eğitim ve çalışma koşulları
- Baltık Denizi Bölgesi Stratejisi’nden çıkarılan dersler
- Denize ilişkin faaliyetlerin pratikte yönetiminde eko-sistem temelli bakış açısı 
- Ekonomide itici güç olarak deniz tabanları
- İklim değişimi kapsamında sürdürülebilir denizcilik taşımacılığının ekonomik gelişimi

Denizcilik sektöründeki paydaşların networking faaliyetlerine ayrılan konferansın ikinci gününde ise görüşme ve toplantılar paydaşlar tarafından bilahare belirlenecek. Avrupa Denizcilik Günü Programı, Avrupa Komisyonu’nun http://ec.europa.eu/maritimeaffairs/maritimeday/2011/programme_en.pdf sayfasından ziyaret edilebilir.

Avrupa Komisyonu’ndan, “Deniz Alanı Planlaması” hakkında Yeni Rapor

Avrupa Komisyonu, 17 Aralık 2010 tarihinde, “Avrupa Birliği’nde (AB) Deniz Alanı Planlaması: Başarılar ve Gelecekteki Gelişmeler” (Maritime Spatial Planning in the EU- Achievements and Future Development) isimli raporunu yayınladı. Söz konusu rapor, AB’deki deniz alan planlamasına ilişkin 2008 tarihli Avrupa Komisyonu’nun Yol Haritası’nın yayınlanmasından itibaren konu ile ilgili gelişmeleri değerlendirmektedir. Deniz alanı planlaması, sektörler arası bir süreç olup, zayıf deniz ekosistemlerinin korunmasını, deniz kaynaklarının daha sürdürülebilir bir şekilde işletilmesini sağlayarak, deniz kullanımının daha sürdürülebilir, daha saydam ve AB Bütünleştirilmiş Denizcilik Politikası’nın temel hedefleri ile daha uyumlu hale getirilmesini amaçlamaktadır.

Söz konusu raporun değerlendirme kısmında, Avrupa’da deniz alanı planlaması çerçevesinin daha uyumlu olması için AB düzeyinde daha ileri ölçüde eyleme geçilmesinin ve ortak bir tutumun gereğinin altı çizilmiştir. Avrupa’da deniz alanı planlamasının sınır ötesi deniz alanlarında daha etkili ve düzgün uygulanmasının, denizcilik faaliyetlerinin gelişimine ve deniz ortamının korunmasına yardımcı olacağı belirtilmiştir. Bahse konu raporda, deniz alanı planlamasının tüm Üye Devletlerce kullanılmasının, balıkçılık veya deniz taşımacılığı gibi geleneksel veya denizdeki yenilenebilir enerji gibi yeni denizcililik sektörlerindeki sürdürülebilir büyümeyi pekiştireceği de dile getirilmiştir. Rapor, deniz alanı planlamasının denizlerdeki yasal katiyeti, ön görülebilirliği ve saydamlığı sağlamada önemli olduğunu ve böylece özellikle birden çok AB üye devletinde faaliyet gösteren yatırımcı ve işletmecinin masraflarını azaltmasında yardımcı olabileceğini belirtmiştir. Avrupa Komisyonu, AB’nin denizcilik alanındaki mevcut mevzuatının uygulanmaya konmasında önemli rolü olan deniz alanları planlamasının geliştirilmesi için etki değerlendirmesi başlatmış olup, söz konusu çalışmanın sonuçlarının 2011 yılında açıklanması öngörülmektedir.

Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi’nden Denizcilik Sektörü Kaynaklı Hava Kirliliğinin Azaltılması için Rapor

Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi, 20 Aralık 2010 tarihinde yayınladığı rapor ile Avrupa Birliği’ndeki (AB) denizcilik sektörü kaynaklı hava kirliliğinin azaltılması için çeşitli önerileri kamuoyuna sundu. Söz konusu raporda Avrupa’daki denizcilik sektörünün, insan kaynaklı karbondioksit emisyon oranında 4% paya sahip olduğu, denizcilik sektörünün sebep olduğu karbon dioksit emisyon miktarının diğer taşımacılık sektörlerine oranla daha az olduğu ve böylece bu sektörün sera gazı emisyonları açısından en çevre dostu sektör olduğunun altı çizilse de gerekli önlemlerin alınmadığı takdirde gemilerden kaynaklanan sera gazı emisyonunun 2050 yılında 150-200% oranında artacağının altı çizilmiştir. Denizcilik sektöründeki sera gazı emisyonun azaltılması ile ilgili çalışmalar halen Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde (UNFCCC) tartışılmakta olup, konu hakkında uluslararası bir yönetmelik bulunmamaktadır. Bahse konu rapor, denizcililik sektörünün sebep olduğu atmosfere ilişkin kirliğin hesaplanmasına dair yöntemleri sunmakta, konu hakkında teknik çözümleri anlatmakta ve bu sektördeki atmosfere ilişkin kirliliğin ve karbon emisyonlarının azaltılması hakkındaki önerileri değerlendirmektedir. Rapor aynı zamanda, uluslararası denizcilik sektöründeki sera gazı emisyonu ticareti mekanizması gibi piyasaya dayalı planların uygulamaya konması için olası koşulları da değerlendirmektedir.

Avrupa Komisyonu’nun Araştırma, Yenilikçilik ve Bilimden sorumlu Üyesi Maire-Geoghegan-Quinn ise rapor hakkında yaptığı açıklamada, Ortak Araştırma Merkezi’nin yürüttüğü bu bilimsel çalışmanın AB bünyesinde bir İnovasyon Birliği tesis edilmesine ve Avrupa 2020 hedeflerine giden politik ilerlemeye yardımcı olduğunun altını çizmiştir. 

2011 Avrupa Kültür Başkentleri Baltık Denizi’ni kurtarmak için güçlerini birleştirdi

2011 yılında Avrupa Kültür başkenti seçilen Turku (Finlandiya) ve Talin (Estonya) Baltık Denizi kıyılarındaki yoksul ülkelere dikkat çekmek amacı ile işbirliği yapmaya karar verdi. Uzun zamandır arıtma işleminden geçmeyen kanalizasyon suları ve deniz yaşamında alglerin çoğalmasına neden olan tarımsal atıklar gibi kimyasallara maruz kalan Baltık Denizi’ne ilişkin iki kültür başkenti ortak projeler gerçekleştirmeyi planlıyor.

Avrupa-Akdeniz İşbirliği Konferansı düzenlendi

Avrupa Komisyonu’nun Araştırma ve Yenilikçilik Genel Müdürlüğü, Aralık ayında “EuroMed–2030” Avrupa-Akdeniz İşbirliği Konferansı’nı düzenledi. Bölgede gelecek yirmi yıla ilişkin beklentilerin ele alındığı konferansa bilim, ekonomi, beşeri bilimler ve sosyal bilimlerden birçok uzman katıldı. Konferansın ardından açıklanan raporda 2030 yılına kadar Avrupa-Akdeniz işbirliği potansiyelinin gerçekleştirilmesinin önünde engel oluşturan konulara değinildi. Bu kapsamda, işbirliği potansiyelinin açığa çıkarılması önündeki engeller raporda; ortak bir vizyon, politik irade, güven, kaynak ve gerekli kurumların eksikliği olarak sıralandı. Raporda ayrıca ‘Akdeniz için Birlik’ hususunda yükümlülükler getiren Barselona kazanımlarının, ortak bir vizyonun oluşturulması açısından bir başlangıç noktası oluşturduğunun altı çizildi. Bunlara ek olarak söz konusu rapor çerçevesinde, Avrupa Konseyi’nin Güney ve Doğu Akdeniz’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin aşamalı olarak uygulanmasını sağlaması ve bu yolla ortak değerlerin sağlam bir temele dayandırılması gerektiği uzmanlar tarafından önerilen bir diğer konuydu. 


AB uskumru kotasında İzlanda’yı zorluyor

Avrupa Birliği (AB) ile İzlanda arasında 1999-2009 yıllarını kapsayan uskumru kotasına ilişkin antlaşmanın sona ermesinin ardından, kota konusunda yaşanan anlaşmazlığın çözümünde ilerleme kaydedilemiyor.

Avrupa Komisyonu yetkilileri; İzlanda’nın uskumru kotasında AB ile anlaşmaya varmaması halinde, Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşması’nın 9. Protokolü’nün 5 Maddesi’ne dayanarak, İzlanda gemilerinin Topluluk limanlarında uskumru boşaltmasının yasaklanacağını belirtiyor. Buna göre; uluslalararası bir anlaşmaya dayanmaması sebebi ile İzlanda bayrağı taşıyan gemilerin AB limanlarından ham veya işlenmiş balık ve ürünleri boşaltması yasaklanacak. İzlanda bayraklı gemilere ilişkin söz konusu yasak Norveç tarafından 23 Temmuz 2010 tarihinden beri uygulanıyor.

2009 yılında AB’ye üyelik için başvuran İzlanda, uskumru kotasını 2010 yılında tek taraflı olarak, 2.000 tondan 130.000 tona çıkarmıştı. Ülkenin fazla balık avlanma gerçekleştirdiğini belirten Avrupa Komisyonu, İzlanda’nın aldığı tek taraflı kota kararına karşı çıkıyor. Bununla birlikte, AB ve Norveç, herhangi bir anlaşma olmaması sebebi ile 2011 yılı için 584.000 tonluk kota tespit etti.

AB-Fas Anlaşması

Balıkçılığa ilişkin olarak AB ve Fas arasında 27 Şubat 2011 tarihinde sona erecek anlaşmanın yenilenmesi için Avrupa Komisyonu ve Fas arasındaki görüşmelerde son noktaya gelindi. Anlaşma tarım, işlenmiş tarım, balık ve balıkçılık ürünlerine ilişkin ticaretin AB ve Fas arasında serbestleştirilmesini amaçlıyor. Bir süredir Fas ve Avrupa Komisyonu arasında müzakere edilen anlaşmanın yürürlüğe geçirilmesi için Fas hükümeti ile ayrıca Avrupa Parlamentosu’nun onay ve kabulü gerekiyor.

AB ve Fas arasındaki balıkçılık anlaşması, Fas Kuzey kıyılarını anlaşma kapsamının dışında bırakırken, Fas balıkçılık sektörünün gelişimi çerçevesinde AB kaynaklarından Fas’a 13,5 milyon Euro mali destek öngörüyor. Anlaşmanın zamanında yenilenememesi halinde, 119 AB balıkçı gemisinin Fas kıyılarında balıkçılık yapma lisansı Şubat 2011 tarihinde sona erecek. 

Yunan Danıştay’dan Avrupalı Gemi Kaptanlarına Yeşil Işık

Yunanistan’da Danıştay tarafından alınan son karar uyarınca, Yunanistan vatandaşı olmayan kaptanların Yunanistan bayrağı taşıyan gemilerde birinci ve ikinci kaptan olarak görev almalarını engelleyen kısıtlamaların kapsamı daraltıldı. Danıştay kararı ile Yunancayı iyi bir şekilde konuşabilmeleri koşuluyla, Avrupa Birliği’nin diğer üye devletleri vatandaşı olan kaptanlar, Yunan bayrağı taşıyan gemilerde birinci ve ikinci kaptan görevlerini yerine getirebilecekler. Danıştay aldığı karar ile Avrupa Ekonomik Bölgesi’ne üye devletler olan İzlanda ve Norveç vatandaşı birinci ve ikinci kaptanlara da Yunanistan bayrağı taşıyan gemilerde görev yapma olanağı sunmuş oldu. Yunanistan, 1993 ve 1995 tarihli bahse konu kısıtlamaları, birinci ve ikinci kaptanların, polis, hukuki ve noter yetkileri ile donatılmış olması gerektiği ile savunuyordu. Yunan bayrağı taşıyan gemilerin birinci kaptanları, gerektiğinde ülkenin güvenliği için göre çağrılabilmekteler.

AB Üye Devletleri’nden Kuzey Denizi Elektrik Şebekesi Anlaşması

Norveç ile dokuz Avrupa Birliği (AB) Üye Devleti, Kuzey Denizi’nde ortak bir açık deniz elektrik şebekesi kurulması konusunda 3 Aralık 2010 tarihinde bir mutabakat zaptı imzaladı. İsveç, Danimarka, Almanya, Hollanda, Lüksemburg, Fransa, Birleşik Krallık, İrlanda, Norveç ve Belçika arasındaki elektrik akımının kesintisiz olmasını sağlayacak söz konusu şebeke elektrik alanı Avrupa çapında tek Pazarın oluşturulması için önemli bir adım olarak nitelendiriliyor. Söz konusu şebeke ile açık deniz rüzgar parklarından elde edilen elektrik fazlası, bir Üye Devletten diğer bir Üye Devlete aktarılabilecek veya satılabilecek. AB’nin nihai amacı ise; Kuzey’den gelen rüzgar enerjisi ile Akdeniz’den gelecek güneş enerjisini toplamak ve tek bir şebeke yardımı ile tüm Avrupa Kıtası’na enerji tedariği gerçekleştirilmesini sağlamak. Ancak, mutabakat zaptında bahse konu şebekenin yapımı için gerekli olacak ve deniz altından geçecek olan yüksek voltaj akım kablolarının masrafını kimin üstleneceği belirtilmiyor. Konu hakkında açıklama yapan Belçika Enerji Bakanı ve projenin öncüsü Paul Magnette, Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği EWEA’nın tahminlerine göre yapımı 10 yıl sürecek ve harcamaları 30 milyar Euro tutacak olan çevre dostu elektrik şebekesi ile AB’nin 2050 yılında 100% yeniden kullanılabilir enerjiye geçişi planının bir hayal olmadığını belirtti. Mutabakat zaptının imzalanmasından sonra, projeye katılan Devletler, bir Yönlendirme Komitesi, bir Program Kurulu ile şebeke kurulumu ve entegrasyonu, pazar ve düzenleme konuları ile planlama ve izin alma süreçleri hakkında çalışacak 3 çalışma grubu oluşturdular.

AB, Natura 2000 Programı’nın kapsamını genişletti

Avrupa Birliği (AB) koruma altındaki doğal alanları, 27.000 kilometrekare arttırma kararı aldı. Yeni eklenen bu koruma alanında en büyük paya ise 17.500 kilometrekare ile deniz alanları sahip bulunuyor. Böylece tehlike altında bulunan deniz canlılarının korunması da sağlanmış olacak. Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Fransa, İspanya ve Polonya Natura 2000 çerçevesinde alanların genişletildiği ülkeler arasında yer alıyor.

Deniz alanlarına ilişkin olarak Fransa’da 4 büyük deniz bölgesi, Danimarka’dan 4000 kilometrekare alanı kapsayan 9 deniz bölgesi, İspanya’dan ise Atlantik Bölgesi’nden El Cachuco Natura 2000 programının kapsamına alındı.

Avrupa Birliği kara alanının %18’ini, deniz alanında ise 130.000 kilometrekareyi kapsayan Natura 2000 programı Avrupa’da doğanın ve biyoçeşitliliğin korunması için oluşturulan bir programdır. Bu çerçevede Avrupa’da bulunan değerli ve tehlike altındaki türlerin varlığını sürdürmesinin sağlanması amaçlanmaktadır.

AP’den İnsani Yardımda İleri İşbirliği için Çağrı

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 15 Aralık 2010 tarihli Genel Kurulu’nda, Avrupa Birliği (AB) sivil savunma gücünün güçlendirilmesi için ileri işbirliği kararı alındı. Konu hakkında hazırladığı raporu AP Genel Kurulu’na sunan İtalyan Parlamenter Iva Zanicchi, yaptığı basın açıklamasında, AB’nin Avrupa dışında meydana gelen büyük doğal afetlere müdahale edebilmesi amacıyla daha düzenli, uyumlu ve görünür bir sivil savunma gücü oluşturması gerektiğini belirtti. Bahse konu sivil savunma gücü, 2006 tarihli Barnier raporunda da belirtildiği gibi mevcut araçların en üst düzeyde kullanılması ve var olan gönüllü lojistik imkan ve insan kaynaklarının bir araya getirilmesinden vücut buluyor. AP, ekonomik ve çevresel yıkımlara sebep olan ve birçok insana zarar veren büyük doğal afetlerin tüm dünyada artmış olmasına rağmen, Avrupa Komisyonu’nun son beş yılda insani yardım konusundaki bütçesini dondurmuş olmasını da eleştirdi. Parlamento, insani yardım ve doğal afetler hakkındaki bütçenin geçmiş yıllardaki harcamalardan yola çıkılarak gerçekçi bir şekilde hazırlanması gerektiğini belirtirken, Komisyon ve Konsey’e, Avrupa dışında meydana gelen doğal afetlere zamanında müdahale için Avrupa Dış Eylem Servisi ve Komisyon arasındaki işbirliği çalışmalarının hızlandırılması çağrısında bulundu. AP milletvekilleri ayrıca AB’nin doğal afetlerle mücadelesinin görünürlüğünün artırmak amacında olan eylem planının uygulamaya konulması gerektiğini de dile getirdi. Öte yandan, Konsey’in, insani yardım çalışmalarına destek olurken askeri olanak ve kaynaklarını ancak istisnai durumlarda kullanmasını ve insani yardım konusunda Avrupa Mutabakatı ve Oslo Yönergeleri’ne uyulmasını talep etti.

Karadağ’a AB Aday Ülkesi Statüsü verildi

Avrupa Birliği (AB) Devlet ve Hükümet Başkanları, AB’nin Aralık ayındaki Zirvesi’nde Karadağ’ı AB aday ülkesi olarak kabul etti. Bu kapsamda, AB aday ülkeleri olan Türkiye, İzlanda, Hırvatistan ve Makedonya arasına Karadağ da katıldı. Bununla birlikte, Avrupa Komisyonu’nun 2010 yılı Kasım ayında açıkladığı genişleme raporunda katılım için Kopenhag kriterlerini henüz karşılamadığı belirtilen Karadağ ile AB arasında müzakerelerin başlatılması için AB üye devletlerinin oybirliği ile karar alması gerekiyor.

Kaynak: DTO

Şenlikköy Mahallesi Saçı Sokak, No: 4 / F Florya 34153 Bakırköy İSTANBUL
+90 212 663 62 61
+90 212 663 62 72