Gündem

LOJİSTİĞİN AKADEMİK BOYUTULOJİSTİĞİN AKADEMİK BOYUTU21.12.2010

Lojistik sektörüne uzun yıllar akademik desteği ile yön veren Galatasaray Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Mehmet Şakir Ersoy, lojistik sektöründe gelinen noktayı bizim için değerlendirdi.
 
 
Sektörde yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamak için eğitimin üstlendiği rolü anlatan Prof. Dr. Ersoy, “Lojistikte Toplam Maliyet” unsurunu açıkladı.

Lojistik sektörüne vasıflı insanların girmesi, sektörde artık akademik eğitimlerini bu sektör adına bizzat kullanan, oradaki teorik kazanımlarını pratik olarak yansıtan insanlar kazanıyoruz sayenizde. Bize bu süreci değerlendirebilir misiniz?

Bizde çok yakın bir zaman kadar, bunu 90’ların ortası diye tanımlayabiliriz, bu konuda eğitime önem ve hız verilmeye başlandı. Yıllar önce ben ilk defa “Lojistik” kavramıyla Amerika’da karşılaşmıştım. Hatta çalıştığım üniversitede “Pazarlama ve Lojistik Departmanı” vardı. O zaman ilgilenmeye başlamıştım; “Lojistik nedir, ne işe yarar ve fonksiyonları nelerdir?” gibi. Seneler sonra Türkiye’de, 90’lı yılların sonu gibi, konu tartışılmaya başlandı. Sektör önceleri dağınıktı. İnsan kaynakları açısından spesifik eğitim görmüş veya o konuyla ilgilenecek insanların eğitimiyle ilgili olgun bir yapı yoktu. Ama 98-99’dan şu günlere kadar gelen trend çok hızlı ve sağlıklı bir gelişim gösterdi. Özellikle İstanbul Üniversitesi Yüksek Okul açtı ve okul hala devam ediyor. Bundan sonra akademi- sektör işbirliği başladı. Bu sayede sektörde çok değerli kişiler tanıdım. O yıllarda yapılan açık oturumlarda, tartışmalarda, panellerde herkesin ilk defa kürsüye geldiğinde vurguladığı şey şuydu: Lojistik nedir? Herkes bir tanım yapmaya başlamıştı. Çünkü çok somut olarak ifade edilemiyordu. Lojistik başta sadece taşımacılık, nakliyecilik gibi anlaşılıyordu. Hâlbuki çok boyutlu bir olaydı. Bunun içinde tabii ki taşımacılık çok önemli bir parçası. Fakat depo yönetimi, gümrükleme, sigortalama gibi aklınıza gelebilecek bütün fonksiyonlar, tedarik zincirinin bütün dalları, üreticiden son kullanıcıya kadar bunların hepsi organize bir biçimde kontrol etmek ve planlamak önemliydi.

Konu artık çok iyi anlaşılmaya başlandı birçok okul bu konuda program açtı. Hatta yüksek lisans programları bile var. Bu programlarda da en çok endüstri mühendisleri ve işletmeciler daha rahat adapte olabiliyorlar, özellikle yüksek lisans programlarına. Tabii bu işin yönetim kısmıyla ilgili birde teknisyen grubu dediğimiz grubun oluşması lazım. Bu konuda da yüksek okullar var.

Lojistik kürsüsünden, yani 4 yıllık eğitimden mezun olan arkadaşlarımızla, bir işletme, sistem mühendisi mezunları arasında çok ciddi fark olduğunu görüyoruz. Eğitim niteliğinde 4 yıllık lojistik okullarından aldıkları eğitimlerin, aslında bizim mekteplilerin olmadığı dönemde alaylı yetiştirdiğimiz insanların bilgi birikimi arasında çok da bir fark olmadığını gözlemliyoruz. Halbuki diğer taraftan bir Endüstri, Sistem Mühendisi, İşletmeci akademik eğitiminin üzerine 2 yıl da Lojistik Yüksek Lisans yaptığı zaman çok daha güzel oluyor. Bu bizim karşılaştığımız vakalardan dolayımı yoksa şu anda verilen 4 yıllık Lojistik eğitimi lojistik ana bilim çalışmalarını değerlendirdiğiniz zaman burada bir eksiklik var mı?

 
Asıl sorun şurada bence; Türkiye’de sizlerde çok iyi biliyorsunuz, üniversite eğitimine gelen gençlerin istemedikleri bir bölüme geliyorlar. Puanları o kadar yeterli oluyor. Hatta biz ilk öğrencileri aldığımız zaman ek kontenjanla gelmişlerdi ve hepsi soruyordu: “Biz buradan mezun olunca ne olacağız” diye. Hepsine uzun uzun anlatmıştık. Her şeyden önce Yüksek Lisans programıyla Lojistik programı arasında fark var. Yüksek Lisansa gelen öğrenciler belirli bir amaçla geliyorlar. Belirli de bir alt yapıları var. Şimdi düşünün bir endüstri mühendisinin öyle bir programa geldiğini. Hem işletme disiplininden bir şeyler almıştır, hem de mühendislik branşıyla ilgili donelere sahiptir. Bunun üzerine bir şeyler alır. Lojistik yapacak herkesin istisnasız olarak bir ekonomi bilinci olması lazım.

Dünya üniversiteleri ile bizim üniversitelerimizde verilen lojistik eğitimini mukayese edersek, biz neredeyiz?

Gerçekçi olmak gerekirse şüphesiz gerideyiz. Nedenini soracak olursak; çünkü Avrupa’da ve ABD’de bu alanda eğitim vermeye çok daha önce başlamışlardır. Bu ülkeler işin önemini çok daha önce kavramışlar. Zaman içinde de birçok öğretim elemanı yetişmiş bu konuda. Bizde sıkıntı özellikle öğretim elemanında. Eğitim verdiğinde öğrenci de iyi olacak, nitelikli olacak. Ama asıl eğitimi veren insanlarda nitelikli olacak. Bu konuda iyi eğitim almış olacak. Tabi bu zaman içinde gelişebilecek bir süreç. Şimdi tabi Amerika’ya baktığınız zaman yüksek lisans programları var. Ama lisans eğitiminde, bölüm bazında programları var. Bir üniversitenin management science bölümünde örneğin pazarlama ve lojistik departmanı var. Hem işletme ile ilgili dersler var, hem de Lojistik. Similasyon gibi endüstri mühendisliğine yakın bir takım dersler var.

Eğiticinin eğitimi de çok önemli o zaman değil mi?

Çok önemli tabii ki. Yurt dışına bu konu için doktora yapması için gönderilen kişiler var, İzmir’de Denizcilik Fakültesi var. Orada çok iyi bir program var, hem de çok iyi eğiticiler var. Zaman içinde hızlı bir şekilde yol kat ettiğimize inanıyorum.

Bugün tüketici bir mağazaya gittiğinde, aradığı ürünü rafta bulamadığı zaman daha sert tepkiler veriyor. Yaşanılan bu süreçte ne gibi hatalar yapıldı ki dünyanın bu süreç ve gelişimlerinden ayrı kalındı?
 
Bu kolay bir şey değil. Bir olaya başladığınızda hemen mükemmel olamaz. Bu bir süreç, fakat bu süreç iyi gelişiyor. Bu sürecin asıl çıkış noktası şu; çok büyük bir rekabet ortamına girdik. Eskiye nazaran globalleşme, sınırların adeta kalkması, gümrük duvarlarının kalkması yeni rekabet ortamını şekillendiriyor. Dünyada da öyle bir gerçek var ki; herkes neredeyse her şeyi yapabiliyor ve kalite bakımından da bir birine çok yakın şeyler yapılıyor. Örneğin bilgisayar üretiminde kullanılan hammaddeler, ara maddeler, chipler. Chipleri yapan bir iki firma, herkes aynı yerden alıyor. Kalite sorunu yok. Kalite sorunu yoksa, aşağı yukarı aynı şeyleri pazara sunuyorsanız, fiyat belirleyici bir unsur oluyor. Fiyat konusunda rekabet başlıyor. Zaten lojistiği geliştiren, lojistik kavramını geliştiren, tedarik zinciri yönetimine yani zincirdeki bütün halkaların kontrol edilmesine, planlanması, gözlenmesi olayına girinceye kadar bütün temelde yatan olay bu.

Kaliteden ödün vermeden nasıl fiyat avantajı sağlayabilirsiniz?
 
Toplam maliyetlerinizi azaltma yoluna giderek. Azaltmak derken çeşitli maliyet kalemleri var tabii. Siz bir maliyet kalemini indirdiğiniz zaman, diyelim ki hızlı bir taşıma yapıyorsunuz (kamyonla taşıma yapıyorsunuz). Diyorsunuz ki ben daha ucuz bir taşımaya geçeyim (örneğin: deniz taşıma). Geçtiğiniz anda depo probleminiz çıkıyor. Kamyonla istediğiniz zaman yükleyip göndereceksiniz ama diğer taraftan gemiyi beklemek zorundasınız. Stok maliyeti çıkacak, depo maliyeti çıkacak. Bir maliyet kalemini indirdiğiniz zaman, toptan maliyeti düşürdüğünüz anlamına gelmiyor. Dolayısıyla global olarak düşünmeniz lazım. Bunu yaparken de müşteri memnuniyetini ihmal etmemeniz gerekiyor. Çok önemli bir örnek olacağını düşünüyorum: Volvo’nun İsveç’te tek bir fabrikası var. O fabrikaya örneğin Kuzey Amerika’dan (Kanada, ABD) çok sipariş var. Siparişler fabrikaya elektronik ortamda geliyor. On sene önce olan bir olayı anlatıyorum. Bugün bazı koşullar değişmiş olabilir. O anda çok tipik bir olaydı ve fabrikada da o anda 5 bine yakın üretimde versiyon var. Örneğin bir model arabadan bir tane var ama çeşitli versiyonları var. Firma aşağı yukarı dünya bazında 2 bin civarında tedarikçiyle çalışıyor ve araçları da sevk ederken de gerek Kuzey Amerika’ya sevkiyatta (Gemi ile olan sevkiyat), gerekse Amerika içindeki dağıtımda yüze yakın taşıma firmasıyla işbirliği yapıyor.

Vermiş olduğunuz örnekten hareketle kurumlara toplam satın alma maliyeti bilincinin yerleşmesiyle ilgili olarak destek almak mümkün müdür?

Mümkün ve halihazırda oluyor zaten. Lojistikle ilgili farklı kurumlarda satış yönetimi, depo yönetimi, ve bir çok konuda bazı firmalar üniversitelere, sadece bizim Galatasaray Üniversitesi’ne değil, diğer üniversitelere de bu konuda hatta özel program talepleri oluyor. Firma içi eğitimler tarzında ve ya belirli seminer programları halinde eğitimler düzenleniyor. Bazı eğitimler kısa süreli, bazıları 8–10 hafta gibi uzun süreli oluyor. Bunlara sürekli talep var. Bütün olay şudur aslında; bilinç arttıkça, eğitim seviyesi arttıkça yeni ve genç yöneticiler bu süreçleri daha iyi yöneteceklerdir. Benim inancım bu yönde.

Kaynak: Ambar
Şenlikköy Mahallesi Saçı Sokak, No: 4 / F Florya 34153 Bakırköy İSTANBUL
+90 212 663 62 61
+90 212 663 62 72