Gündem

İHRACAT VERİLERİ, TUİK VE TİMİHRACAT VERİLERİ, TUİK VE TİM10.03.2010"Bakalım ne zaman patlayacak" diye beklemiyor değildim.
İhracat verileri açıklamalarında TİM kayıtları ile TÜİK verileri arasında son zamanlarda tuhaflıklar vardı.
Nitekim, geçen cuma günü TÜİK 2010 Ocak ayı ihracat verilerini açıklayınca takke düştü kel göründü.
TİM'in yüzde 12,2 arttı dediği ocak ayı ihracatımız, TÜİK açıklamasına göre binde 3 azalmıştı. Başbakanlık'a bağlı bu iki kurum ilk defa bu kadar net bir şekilde birbirlerine ters düşüyordu. Konu habercilik anlamında hayli ilginç ve önemliydi ve bu önemi ilk ve tek fark eden CNBC-e kanalı oldu.
Aslında konu yeni değil. Mayıs 2009'dan günümüze, bu köşede 3 defa değindiğim bir konu.
2008 yılı ihracat verilerini TİM 127.5 milyar dolar açıklarken TÜİK, 132 milyar dolar açıklamıştı. Arada 4.5 milyar dolar gibi devasa bir fark vardı. Aynı oyun 2009 yılı sonunda da sahnelendi. İki kurum arasındaki bu fark 11 ay sürede kabul edilebilir bir seyirde seyrederken 12'nci ay sonunda TİM'in 97 milyar 74 milyon dolarlık ihracatına karşılık, TÜİK 102 milyar 165 milyon dolar olarak açıklamış ve fark 5.1 milyar dolar yükselmişti. Bu, dikkati çeken bir gelişmeydi ve araştırmaya değerdi.
Doğal olarak hemen, "Değerli Maden ve Mücevherat İhracatçı Birlikleri" kayıtlarına bakmalıydım ve öyle de yaptım. Ama orada 5.1 milyar dolar değil, 1 milyar 507 milyon dolarlık bir ihracat görülüyordu. Araştırınca 1989 yılında 32 sayılı kararın 7'nci maddesinin "a" bendine "İşlenmemiş kıymetli madenlerin ithal ve ihracatında ithalat ve ihracat rejim, karar ve yönetmelikleri uygulanmaz ve bu işlemler sadece Gümrük Müsteşarlığı bilgilendirilerek yapılır" şeklindeki bir karara dayanarak işlem yapıldığını öğrendim.
Böylece bahse konu olan ürünün ihracatı "işlenmemiş" gerekçesiyle İhracatçı Birlikleri, TİM ve DTM bilgisinden uzak, ithalat ve ihracat rejimi, karar ve yönetmeliğine tabi olmaksızın, kayıt, kuyut, miktar, cins, nereden, nereye, kimden, kime, üretim, kapasite, standart kontrolü, kalite bilinmezliğinde bir ticari hareket kazanıyordu. Yıl boyu gizli kapaklı, her türlü şaibeye açık bir trafikte seyreden bu "garabet"in adı yıl sonlarında "ihracat" konuluyordu. "Peki o külçeler nereden geldi, kaynağı neydi" diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
O merakınızın öyle bir hikâyesi var ki, evlere şenlik... Öyle ya, Türkiye altın üreticisi bir ülke değil. Hatta, Hindistan ile birlikte dünyanın en büyük altın ithalatçısı ise 5.1 milyar dolarlık ihracat ne manadır?
"Küresel krizden etkilenen halk yastık altından altınını çıkarıyor, kuyumculara gidip satıyor. O kadar çok altın kuyumculara satılıyor ki onlar aldıkları bu işlenmiş altınları yine aynı kriz nedeniyle satacak yer bulamayınca eriterek işlenmemiş külçe haline getiriyorlar ve çaktırmadan ihraç ediyorlar."
5.1 milyar dolar ihracatın evlere şenlik hikâyesi bu.
Tabii hikâye böyle olunca, Türkiye altın ihracatçısı bir ülke olup çıkıyor ve işlenmiş ürün "işlenmemiş" kisvesinde sokulduğundan İhracatçı Birlikleri kayıtlarında görülmüyor.
Daha da ilginci, bu veriler yıl boyunca TÜİK kayıtlarında da yer almıyor ve yıl sonu ihracat verileri açıklanırken bakanlarımızca ifade edilen ama nerede olduğu bilinmeyen "Yüzler kulübüne girdik" demek için joker olarak kullanılıyor.
Öyle görünüyor ki, TÜİK bu yıl bu verileri ay ay açıklamaya karar vermiş. TÜİK böyle bir uygulamaya girince de konu daha ilk ayda patlamış oldu.
Krizin teğet geçtiği komedisini bir yana bırakalım ve 5.1 milyar dolar ile ihracata konu olan yastık altı konusuna gelelim. Öyle ya kriz ifade edildiği gibi teğet geçseydi o altınlar yastık altından çıkmayacaktı.
Velev ki teğet geçmedi, velev ki yastık altından çıktı.
 Yastık altı denilince benim aklıma iyi şeyler gelmez. "Karapara, gri para, kaçakçılık, kayıtdışı, hayali ihracat" gibi hoş olmayan sıfatlar ve fiiller düşünürüm hep.
Dahası, geçen yıl İstanbul'da yapılan "Dünya Mücevherat Kongresi"nde başkan televizyonlara çıkıp bakanların gözünün içine baka baka, "Vergilerimizi indirmezseniz, kayıtdışında kalırız" derse ve bu açık tehdit karşısında bakan da siyasi iktidar da sessiz kalırsa ülkem adına endişelenirim.
Hele hele, 2009 Aralık ayı ihracat verilerinde ilk defa "Birlik kaydı zorunlu olmayan ürünler" başlığı açılıp orada 5.1 milyar dolar gibi bir rakam ile ihracat TİM'in açıkladığı gibi 97 milyar 074 milyon dolar değil de ilgili bakan tarafından 101 milyar 629 milyon dolar olarak süsleniyorsa ve dahi bir süre sonra bu rakam TÜİK tarafından 102 milyar 165 milyon dolar olarak açıklanıyorsa kafam iyiden iyiye karışır, midem bulanır.
O zaman, "5.1 milyar dolarlık birlik kaydı zorunlu olmayan ürünler ihracatı"nı "Kaçakçılık, hayali ihracat ve kayıtdışı" fiilleriyle eşanlamlı yorumlamak gibi bir açmaza düşerim.
TÜİK, ocak ayı ihracatı 225 milyon dolarlık külçe altın ihracatı dahil, 7 milyar 864 milyon dolarsa, aynı ay TİM kayıtları 7 milyar 912 milyon dolar açıklanmışsa, arada 48 milyon dolar gibi küçük bir fark varsa ama 225 milyon dolar külçe altın ihracatını TÜİK kayıtlarından düştüğümüzde, gerçek ihracatımız 7 milyar 639 milyon dolara düşüyorsa, TİM verileriyle aradaki fark açılıyor ve yüzde 3.5 gibi yüksek oranda ve 273 milyon dolar gibi bir fark ortaya çıkıyorsa ben TİM'in de kayıtlarını biraz abarttığını, TÜİK'in yanı sıra bu kurumun da yakın takibe alınması gereğini düşünürüm. Üstelik her ayın son 2 veya 3 günü sıradışı kayıt artışları dikkati çekiyorsa!
İstatistiki veriler önemlidir.
Araştırmacılar, yorumcular, analistler, yerli ve yabancı yatırımcılar, borsacılar bu verileri esas alıp ona göre pozisyon alıyorlarsa gerçeği bilmek haklarıdır.
Kaynak: Referans
Ataköy 7-8-9-10. Kısım Mah. Çobançeşme, E-5 Güney Yanyol Cd.
NEF22 Ataköy, B-Blok, Kat:7, D:142
Bakırköy 34156 İstanbul
+90 530 960 84 24
+90 212 663 62 72