Gündem

AHMET PAKSOY TAKAYA KONUŞTUAHMET PAKSOY TAKAYA KONUŞTU09.02.2010

Trabzonlu İDO Genel Müdürü Dr. Ahmet Paksoy, Karadeniz'in yerel gazetesi TAKA ile geniş bir söyleşi yaptı...

İDO’nun başına geldiği günden beri birçok güzel işlere imza atan Trabzonlu hemşerimiz Dr. Ahmet Paksoy İDO’nun geleceğiyle ilgili olarak tasarladıkları projeleri TAKA Gazetesi’ne anlattı. İTÜ Gemi İnşa ve Makine Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra bir dönem akademisyenlik yapan Paksoy daha sonra TDİ Yönetim Kurulu’nda görev aldı. Paksoy, “İDO Genel Müdürü olmamın ardından, Şehir Hatları ile İDO’nun tek bir çatı altında deniz üzerinde entegre bir işletme olarak faaliyetini projelendirdik” dedi.

Başkanlık Türkiye’nin 

İDO’nun feribot işletmecilerinin çatı örgüt olan, içinde Amerika, Avustralya gibi denizcilikte çok ileri ülkeleri barındıran Uluslararası Feribot İşletmecileri Birliği tarafından filo ve yolcu kapasitesiyle ‘Dünyanın En Büyük Denizcilik İşletmesi’ seçildiğini ve örgütün tarihinde ilk kez başkanlık görevini Türkiye’ye getirdiklerini belirten Paksoy, “İDO’nun mevcutta ulaştığı yapılanma ve ürettiği hizmetin gücü, yerli ve yabancı yatırımcılar açısından parmakla gösterilen, imrenilen bir noktadadır” ifadelerini kullandı.  

TAKA: Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

PAKSOY: Meslek hayatıma akademisyen olarak başladım. İTÜ’den Gemi İnşa ve Makine Mühendisi olarak mezun olduktan sonra, akademisyen olarak kendimden sonrakilere bildiklerimi aktarmayı tercih ettim. Fakat mühendislik, pratiği yüksek bir meslek olduğu için her zaman projelerin, iş yaşantısının içindeydim, diğer bir ifadeyle “sahadaydım”. Yüksek lisans ve doktoramı işletme üzerine yaptım. Bu kararımın arkasındaki asıl neden, işin pratik tarafını yapmak istememdi. 

Gemi mühendisi olarak ilk görev aldığım yer Türkiye Denizcilik İşletmeleri Yönetim Kurulu oldu. Haftanın belli günleri okulda eğitim verirken, diğer günler TDİ’de İstanbul’daki tüm gemi ve yolcu taşımacılığı işletim sistemlerini incelemeye başladım. Bu süre zarfında, nerede eksik var, sistem nerede kilitleniyor, nasıl ötesine gidilebilir, uzunca bir dönem bunun analizini yaptım. Bu süreç bana çok önemli bir gerçeği gösterdi; İstanbul’da yaşayanlar denizi yeterince tanımıyor ve kullanmıyordu, hatta öyle ki bu şehirde yaşayıp denizi görmeyenler bugünden çok daha fazlaydı ve deniz İstanbul’un trafiğinde büyük bir alternatifti, bunu en önemli adımı da denizde entegre bir ulaşım yapısı oluşturmaktı.

TAKA: İDO ile ilgili olarak okurlarımızı bilgilendirir misiniz?

PAKSOY: İDO Genel Müdürü olmamın ardından, Şehir Hatları ile İDO’nun tek bir çatı altında deniz üzerinde entegre bir işletme olarak faaliyetini projelendirdik. Ardından da kendi içerisinde yenileme, dönüşüm süreci başladı. Şehir Hatları gibi benzersiz bir tarihe sahip olan dev bir işletme ile yeni teknolojiyi temsil eden İDO’yu tek çatı altında buluşturduk. Gerek kadrolar, gerek gemiler ve iskeleler müthiş bir birleşmeye tanıklık etti. Elbette sancıları oldu, kamuoyunca yanlış anlaşıldığımız günler de oldu. “Vapurumu İstiyorum” diyenlere “Haydi İstanbul Vapurunu Seç” diyerek tarihi bir kampanya ile samimiyetimizi ve iyi niyetimizi gösterdik. O gün eleştirilen yeni vapur üretimi tartışması, halkın oylarıyla seçilen ve bugün filonun en genç üyesi olarak filoya katılan 4 numaralı vapurlarla, yerini tebriklere bıraktı.  Bakımsız iskelelerden, yılların yorgunu gemilerimizi onarmaya yenilemeye başladık. Tarihin sayfalarında yerini almayı bekleyen Şehir Hatları’nın çok sayıda gemisine hayat vererek, tekrar filoya kazandırdık. Sırf bu yaklaşım dahi İDO’nun yenilikçi ve çoğulcu tavrını kanıtlar nitelikteydi. Son 5 yılda İstanbullu 7 ayrı tipte gemi ile tanıştı. Yeni nesil deniz otobüsleri, feribotlar, deniz taksiler... Farklı segmentlerde gemi işletmeciliği ile kamuoyu beklentilerin çok üzerinde bir yapıya dönüştü İDO.Bu canlanmanın temelinde şöyle bir hedef vardı; İstanbul’da denizin kara trafiğine alternatif olacak büyüklükte bir potansiyeli olduğunu göstermek ve bunu hayata geçirmek. İDO’nun bu hedefe önemli ölçüde ulaştığını düşünüyorum. 2004 yılında 11 milyon yolcu, 955 bin araç taşıyan bir işletmeden,  bugün 100 milyon yolcu ve 7 milyona araç taşıyan bir yapıya dönüştük.
 
TAKA: İDO’nun Türkiye’de ve dünyadaki konumu nedir?

PAKSOY:
İDO olarak son yıllarda hızlı bir büyüme trendi içine girdik. 2004 yılında 11 milyon yolcu, 955 bin araç taşıyan bir işletmeden,  bugün alanında “Dünyanın En Büyük Taşımacılık Şirketi” unvanını taşıyan bir yapıya dönüştük. Yolcularımıza daha iyi hizmet verebilmek için, son 5 yılda 400 milyon doların üzerinde yatırımla filomuza, 7 farklı tipte üretilen konforlu, ileri teknoloji gemiler kattık ve dünya denizciliğine örnek olan, Türk    denizciliğinin bu alandaki know-how’ını yarattık. Diğer bir ifadeyle 3400 çalışanı ve 106 gemisiyle İDO, deniz taşımacılığı sektöründe dünyanın en büyük filosuna sahip olan, Türkiye’yi alanında en iyi temsil eden kurumlardan biri haline geldi. Geçtiğimiz yıl ise deniz taşımacılığı sektörünün mihenk taşı olma özelliğini taşıyan ve dünya denizcilik sektörüne yön veren şirketlerin yöneticilerinin katıldığı 34. Interferry Genel Kurul toplantısına İstanbul’da ev sahipliği yaptık. Uluslararası önem taşıyan bu büyük konferansa ev sahipliği yapmamızın, uluslararası alanda edindiğimiz saygınlığın ve başarının büyük bir göstergesi olduğuna inanıyorum.


 
TAKA: İDO özelleştirmede ne durumda, bu konuda düşünceleriniz nelerdir?
 

PAKSOY: İDO’nun mevcutta ulaştığı yapılanma ve ürettiği hizmetin gücü, yerli ve yabancı yatırımcılar açısından parmakla gösterilen, imrenilen bir noktada…

İDO feribot işletmecilerinin çatı örgüt olan, içinde Amerika, Avustralya gibi denizcilikte çok ileri ülkeleri barındıran Uluslararası Feribot İşletmecileri Birliği’nce filo ve yolcu kapasitesiyle “Dünyanın En Büyük Denizcilik İşletmesi” seçildi. Ve örgütün tarihinde ilk kez başkanlık görevini Türkiye’ye getirdik.

Bizim know-how’ımızı, işletme gücümüzü gören ülkelerden çok önemli talepler var. İDO’nun tecrübelerini oralara taşımamızı istiyorlar.

İDO hizmet üreten, karlı, başarılı, alanında marka olan ve marka değeri yükselmekte olan bir şirket. İDO yıldızı parlayan, teknolojisi, insan gücü, hizmet ağı, sahip olduğu know-how ile hem ulusal hem uluslar arası platformda verimli bir işletmeye dönüştürüldüyse, bu sürecin getirisi olarak yeni yatırımlarla, yeni verimlilikler yaratmak mümkün olabilir. İDO’ nun özelleştirme kararına da böyle yaklaşmak gerekir. İDO’ nun uluslararası bir marka olması, özelleştirmeyle anılıyor olması, hepimiz için, ülkemiz için bir gurur kaynağıdır. 

TAKA: İDO’nun yük taşımacılığı projeleri var mı, bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 

PAKSOY: İDO olarak deniz ulaşımına yaptığımız yatırımları sürdürürken, yeni Ro-Ro projemiz ile de İstanbul’un kamyon trafiğini hafifletmeyi amaçlıyoruz. Ro-Ro projemiz gerçekleştirildiğinde, Kuzey- Güney Marmara üzerinde belirlenecek karşılıklı 2 güzergah üzerinden İstanbul’un trafiğinde büyük bir rahatlama sağlanacak. Kamyonlarımız kent içi trafiğine girmeden, o güzergahı denizden kat ettiğinde, insan gücü, zaman, enerji ve çevre açısından önemli avantajlar yakalanarak,  artı değer yaratılmış olacak.
 

TAKA: İDO’nun kalite yolculuğu hakkında bilgi verebilir misiniz?
 

PAKSOY: Şehir Hatları gibi büyük bir işletmeyi, o köklü yapının müthiş tecrübesini İDO ile birleştirirken bunu sindirerek yapmaya özen gösterdik. Ama yavaş işleyen bir akışta değil, pratik düşünmenin hızla birleştiği sistematik bir yaklaşımla gerçekleştirdik. Genç yaşta Genel Müdür olmanın da dinamizmini şirkete taşıyabildik sanırım.  Burada tabii önemli bir nokta vardı; Belediye Başkanımız ile uyumlu bir süreç içerisinde çalışmalarımızı yürüttük. Bunu yaparken, ekip arkadaşlarımızla yetki ve sorumluluğu paylaştık, çalışanlarımızı yanımıza alarak her birinin bireysel tecrübe ve yetkinliklerini çalışma ortamlarına pozitif yönleriyle katabilmeyi esas aldık. Paradigmaların değiştiği bilinciyle, hızlı balığın, büyük balığı geçeceğine biz de inandık ve kendimizle rekabete girerek İDO’nun yıldızını yükselttik diyebiliriz. “Hız”ın ardından önemsediğimiz temel bir diğer konu da kalite oldu. Tüm sistemlerimizi kalite hedefiyle geliştirdik. Hızlı Balık Ödülü’nün ardından, Kal-Der Başarı Ödülü’nü aldık bildiğiniz gibi, ama gözümüz çok daha yukarılarda; hedefimiz Avrupa Kalite Ödülü’nü almak.


TAKA: İDO’nun yeni yatırımları ve 2010 hedefleri nelerdir?

 

PAKSOY: 2010 yılında, geçtiğimiz yıla kıyasla ekonomide bir büyüme bekliyoruz. Krizde en kötü günlerin geride kaldığı bu dönemde artık büyümeye odaklanıyoruz. İnanıyorum ki, kriz döneminde ortaya çıkan fırsatlar 2010 yılında değerlendirilecek ve farklı sektörlerde birçok oyuncu karlı büyümelerini sürdürecek.
İDO olarak 2010 yılında verimlilik artışına yönelik olarak uygulamaya koymak istediğimiz pek çok çalışma bulunuyor. Örneğin; “Dinamik Fiyatlandırma” sistemine geçmeyi hedefliyoruz. Dış hatlarda talep, zaman ve diğer şartlara göre cazip görünen bir fiyatlandırma stratejisinin hayata geçirilmesi konusunda çalışmalarımız devam ediyor.
Dinamik fiyatlandırma sistemine ek olarak yoğunluğu az olan hatlarda atıl kapasiteyi doldurmak, yoğunluğu yüksek hatlarda kar oranını optimuma ulaştırmak, talebi yönlendirmek ve programlı yolculuğu teşvik etmek amacıyla önemli fizibilite çalışmaları yapıyoruz.
Bunun yanında, müşteri memnuniyetini yükseltmek, internet ve çağrı merkezi satışlarını artırmak, dolayısıyla terminaller ve gişelerdeki satış yoğunluğunu azaltmak ve  nihai olarak pazar payını geliştirmek 2010 hedeflerimiz arasında yer alıyor.

İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür başkenti seçilmesi ve 2010’da beklenen turist sayısının 25 milyona çıkmasıyla, İDO’nun hedefleri de yükseliyor. 2009 ve 2010 yıllarında 140 bin kadar turistin yolcu potansiyelimiz bulunuyor.
2010 için asıl hedef ve aruzumuz ise,  İDO’yu uluslararası alanda markasının kullanıldığı, çok daha geniş bir kulvarda görmek. Zarar eden, ‘eski’ algısıyla bütünleşmiş bir işletmeyi, ‘genç ve dinamik’ bir yapıya kavuşturmak için çok çalıştık, bu çabanın sonunda da dev işletme, alanında hem dünya lideri, hem de marka değeri yükselmiş parlayan bir yıldız oluştu. Kusursuz hizmet ve sıfır hata hedefimiz olduğu sürece, İDO’nun 2010’da daha da yükseleceğine içtenlikle inanıyorum
 

TAKA: İDO’da krizin etkisi görüldü mü, 2009’u nasıl değerlendiriyorsunuz, 2010’dan neler bekliyorsunuz?

PAKSOY:
Kriz sürecinde İDO olarak stratejik planlarımızı yakın takibe aldık, gerekli noktalarda tüm şirketler gibi revizyona gittik. En önemlisi ise maliyet disiplinine geçmemiz oldu. İlave değer nasıl yaratabiliriz bunu araştırdık; ileri teknoloji ve kullanım avantajlarıyla ekonomik avantaj yaratacak yeni gemiler arayışına gidip, pazar araştırmaları gerçekleştirdik. Ve İstanbulluların yaşamına kattığımız yeni gemilerimiz, uyguladığımız maliyet disiplininin önemli bir değeri oldu. “Tarife ekibi” adıyla kurduğumuz ve 7 kişinin istihdamını sağladığımız birim, yolcu sayısı- araç sayısı ve doluluk oranlarına yönelik güncel ve geçmiş dönem analizler yapmak, hat ile ilgili takip raporlarını hazırlamak, sefer başına ortalama yolcu sayılarına göre araç maliyet ve fiyatlarının tesbitini gerçekleştirmek amacıyla çalışmaya başladı.  Yine bu birimde, feribot ve diğer hatları besleyecek ulaşım entegrasyonunun sağlanması açısından otobüs v.b. karayolları, yol, köprü ve altyapı çalışmalarının sonuçları takip edilerek,  hat- tarife ve araç belirlenmesi konusunda en verimli çözümler hayata geçirildi.

2008 – 2009 yılları arasında tarife ekibimiz tarafından oluşturulan etkin ve verimli yaz tarifesi sayesinde 1.139.279 lt. motorin tasarrufu sağlandı. 

Bu doğrultuda, 2009 yaz döneminde hızlı feribot hatlarındaki gelirlerde yüzde 7 oranında artış sağlandı. Öte yandan satın alma biriminde SAP işletim sistemine geçilerek, tüketim ve stoklar kontrol altına alındı. Satın almalar ihale yoluyla toplu yapılarak düşük maliyetlerle alımlar yapılması sağlandı. Bu sayede satın almalarda maliyet fiyatları yüzde 30 ila 35 oranında azaltıldı. Maliyetlere yansıyan düşüşlerin yanında çevreye verilen zararı da azaltarak bu konudaki sorumluluğumuzu da yerine getirmiş olduk.

Yine bu hedefler doğrultusunda hayata geçirdiğimiz fizibilite çalışmaları sonucunda Yenikapı-Yalova Hattında çalışan feribotların yerine, yakıt tüketimi, hız ve konfor açısından daha verimli hizmet veren olan Ferrycat’leri koyduk. Bu sayede maliyetleri yüzde 55 oranında azaltmış olduk. Uyguladığımız maliyet disiplini sonucunda yakıttan sağladığımız tasarrufla ayda 5 trilyon gibi önemli bir rakama ulaştı.,
Kriz döneminde, yerli turistin iç turizme yönelmesi de İDO açısından önemli bir artı değer oldu. Daha ekonomik tatil alternatiflerinin değerlendirildiği bu dönemde, İDO olarak daha fazla yolcumuzu Ege, Güney ve Marmara sahillerindeki tatil beldelerine ulaştırdık.

2010 yılının geçtiğimiz yıla göre çok daha olumlu ve karlı geçeceğine inanıyorum. Kurumlar için zorlu geçen bir yılın ardından, bu senenin herkes için yeni fırsatlar sunacağını düşünüyorum. Ancak şirketlerin krizden çıkan dersleri unutmaması gerektiğini düşünüyorum. Hepimizin dileği yeni yılın bol kazançlı ve hayırlı geçmesi.

TAKA: Son dönemlerde her alanda çevreye duyarlılık konusu ön plana çıkmakta. Bu konuda İDO’nun faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

PAKSOY:
Geleceğin temiz enerji sistemi teknolojilerinden olacak yakıt pilli kesintisiz güç kaynağı ilk olarak 2008 yılında İDO’nun Yenikapı Merkez Binasında hayata geçirildi.
ICHET’in finansmanı ve IDO’nun ortaklığıyla başlatılan ve Türkiye’de ilk pratik uygulamasının yapıldığı bu proje sayesinde, elektrik kesintilerinde hidrojen ile çalışan 5 KW’lık yakıt pilli kesintisiz güç kaynağı devreye girerek sesli duyuru sistemi ve bilgisayarlara elektrik sağlıyor. Öte yandan, alternatif enerji arayışlarının hız kazandığı günümüzde biz de İDO olarak yenilebilir enerji ile güçlendirilmiş çevreci tekneler inşaa ettiriyoruz. Diğer kuruluşlara örnek teşkil edecek bu proje ile İDO, Türkiye’de bir ilke daha imza atmaya hazırlanıyor. Haliç’te yolcu taşıyacak ve turistleri gezdirecek olan bu tekneler için 2.5 milyon Euro’luk bütçe ayırdık. Kimyasal tepkimeli elektrik enerjisi ile yol alacak teknede biriken fazla enerji akülerde depolanıyor. Tekne çalıştığı her saat 140 kg karbon emisyonunun çıkışına engel olurken, atık olarak ise yalnızca su açığa çıkıyor. Saatte 8 deniz mili yapabilen sıfır emisyonlu çevreci tekneler, doğal yaşama katkı sağlarken, deniz canlılarına da zarar vermiyor. 
Bunlara ek olarak geçtiğimiz dönem hayata geçirdiğimiz fizibilite çalışmaları ile maliyetlerimizi kontrol altına alırken çevreye verilen zararı da azaltarak bu konudaki sorumluluğumuzu da yerine getirmiş olduk.
İDO olarak önem verdiğimiz bir başka konu ise denizlerimizi korumak. Bir deniz ülkesinde yaşamamıza rağmen ne yazık ki vatandaşlarımız denizi koruma bilincine sahip değiller. İstanbul’un deniz ulaşımına yaptığımız yatırımlarla kara trafiğini rahatlamanın yanı sıra deniz kültürü oluşturmak da İDO olarak en önemli hedeflerimizden biri. Bunu yaparken deniz bilinci yaratmak, kirlenmesini engellemek ve sahip olduğumuz eşsiz güzellikteki bu sahillere sahip çıkmamız gerektiğine inanıyoruz. Turmepa gibi sivil toplum kuruluşlarının deniz ve sahillerin kirlenmesini önlemek amacıyla gerçekleştirdikleri projeleri gönülden destekliyoruz. Deniz bilinci ve kültürü oluşturmayı hedefleyen sivil toplum kuruluşlarının sayısı gün geçtikçe artmalı ve vatandaşlarımız da bu projelere gönülden destek vermeli. Denizlerimize verdiğimiz zararlar sadece kendi çevremizi değil, ekolojik açıdan, genişleyen bir halka şeklinde dünya genelini etkiliyor.

Kaynak: TAKA GAZETESİ

Ataköy 7-8-9-10. Kısım Mah. Çobançeşme, E-5 Güney Yanyol Cd.
NEF22 Ataköy, B-Blok, Kat:7, D:142
Bakırköy 34156 İstanbul
+90 530 960 84 24
+90 212 663 62 72