Gündem

İHRACAT VE İTHALATIN YOLU İHRACAT VE TRANSİT TİCARET LOJİSTİĞİ HARİTASINDA KESİŞECEKİHRACAT VE İTHALATIN YOLU İHRACAT VE TRANSİT TİCARET LOJİSTİĞİ HARİTASINDA KESİŞECEK • İhracatta “Yeni Taşıma Hatları Projeleri”…

• Türkiye’de kurulacak lojistik merkezler için Avrupa’da incelenen lojistik merkezleri

• Yurtdışında kurulması planlanan lojistik merkezlerle ilgili son durum

• Yeni pazarlar: Birmanya, Nepal, El Salvador ve Bangladeş

• STA’ların ihracatta yarattığı olumlu etkiler

• Ruble ile ticaretin sonuçları • Güney Amerika taşımalarının odağında ‘Miami Limanı’


 “Avrupa Lojistik Derneği’nin araştırmalarına göre ürün satış bedelinin içerisinde lojistik maliyetlerinin payı ortalama % 22 civarında gerçekleşmekte, bu oran metal ürünlerinde % 26’ya, gıda ürünlerinde % 35’e kadar çıkarken, otomotiv ve tekstil sektörü ürünlerinde % 15 civarında gerçekleşmektedir” diyen Dış Ticaret Müsteşarı Ahmet Yakıcı, “Dünya Bankası Lojistik Performans Endeksine göre ise Türkiye lojistik performansında ancak 34. sırada yer alabilmekte, uluslararası taşımacılıkta ise 42. sıraya kadar gerilemektedir” diyerek Türkiye’nin lojistikte olması gereken noktanın gerisinde olduğunu dile getiriyor.

Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın (DTM) dış ticareti geliştirmeye yönelik çalışmaları içerisinde lojistiğin önemli bir yer tuttuğunu dile getiren Dış Ticaret Müsteşarı Ahmet Yakıcı, DTM’nin 2010’a yönelik çalışmaları içinde Türkiye’nin “ihracat ve transit ticaret lojistiği haritası”nın çıkarılması ve lojistik sektörüne yönelik çalışmaların ve projelerin bu harita kapsamında yürütülmesinin öncelikler arasında olduğuna dikkat çekiyor. Dış ticarette maliyetleri azaltmak, Türkiye’yi, Orta Doğu, Avrupa, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkaslar ve Kuzey Karadeniz bölgelerinin merkezinde yer alan bir transit ticaret-lojistik üssü haline getirmek amacıyla başlatılan ve başlatılması öngörülen çalışmalar hakkında da bilgi aktaran Yakıcı şunları aktarıyor:

Avrupa’nın lojistik merkezleri “Kıyaslanıyor”

“Dış ticaretimiz açısından önem arz eden bölgelerde kurulması öngörülen Lojistik Merkezlerinin fizibilite çalışmalarının finansman ve idari olarak desteklenmesine karar verilmiştir. Proje kapsamında Avrupa’daki en iyi lojistik merkezlerini içeren bir “Kıyaslama” çalışması da yürütülmektedir. Bu çerçevede, Almanya (Dortmund, Bremen, Hannover), Belçika (Anvers) ve İspanya (Madrid, Barselona, Zaragoza)’daki büyük çaplı lojistik merkezleri incelenmektedir.

Ülkemiz koşullarına uygun, uluslararası seviyede de etkin ve verimli çalışabilecek bir modelin oluşturulması için ilgili kurum ve kuruluşların da katkısı ile yürütülecek çalışma çerçevesinde, başta İstanbul, Bursa, Kocaeli, İzmir, Mersin, Gaziantep, Samsun, Zonguldak, Trabzon gibi ticaret ve taşımacılığın yoğunlaştığı merkezler olmak üzere, sadece günümüzün ihtiyaçlarını değil, katlanarak artan dış ticaret hacmimizi de dikkate alarak önümüzdeki en az 30-40 yıllık ihtiyaçlara cevap verebilecek büyüklükte Lojistik Merkezlerinin oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede Mersin’de kurulması öngörülen Uluslararası Lojistik Merkezine ilişkin profesyonel çalışmalar Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın desteği ile başlatılmış ve sürdürülmektedir. Bu çalışmadan elde edilen deneyim, diğer il ve bölgelerimizin benzer çalışmalarına örnek teşkil edecektir.”

Lojistik merkezlerinin sadece yurtiçinde değil, Türkiye’nin ihracatı açısından stratejik öneme sahip yurtdışı yakın bölgelerde de kurulmasının hedeflendiğini kaydeden Ahmet Yakıcı bu konudaki çalışmalar hakkında şu bilgileri veriyor:

“Bu çerçevede, Güney Rusya’da bir lojistik merkezi kurulmasına yönelik çalışmalar ilgili kamu ve özel sektör kuruluşlarımızın da katılımıyla sürdürülmekte olup, yakın bir zamanda Rus makamları ile bir araya gelinerek hukuki ve teknik detayların müzakeresine başlanacaktır. Aynı şekilde Suriye/Halep’te de Ortadoğu bölgesine yönelik ihracatımızın artırılmasına hizmet edecek bir lojistik merkezinin kurulması kararı alınmıştır. 23 Aralık 2009 tarihinde Şam’da Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısı çerçevesinde Suriye tarafı ile ortak bir lojistik merkezi kurulması ve işletilmesine ilişkin Mutabakat Zaptı imzalanmış olup, çalışmalara başlanmıştır. Ayrıca, sözkonusu Konsey toplantısı çerçevesinde Antep-Halep demiryolu hattı düzenli seferleri de başlatılmış olup, Mersin-Tartus limanları arasında düzenli seferler başlatılması hususu da değerlendirmeye açılmıştır.

Türkiye’nin dış ticareti ihracat bazında 2009 yılında nasıl bir tablo sergilemiştir? Kriz öncesi döneme göre nasıl bir değişim yaşanmaktadır?

Bilindiği üzere, ülkemiz ihracatı ilk kez 2007 yılında 100 milyar dolar eşiğini aşmış, 2008 yılında ise yakalanan 132 milyar dolarlık ihracat rakamı ile dünyanın en büyük 22. ihracatçısı konumuna gelmiştir. İhracatımızda değer olarak sağlanan bu artışın yanı sıra, ülkemiz firmaları, her geçen yıl daha fazla pazarda ürünlerini satma başarısını da göstermiştir. Nitekim ihraç pazarlarımızdaki bu çeşitlenme sonucunda, 2008 yılına gelindiğinde firmalarımız 236 ülkeye ihracat yapmakta olup, 2007 yılında 24 ülkeye 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılırken, 2008 yılı sonunda bu sayı 29 ülkeye ulaşmıştır. İhracat bilincinin ülkemiz reel sektöründe yaygınlaşması açısından incelendiğinde, 2007 yılında ihracat yapılmayan tek ilimiz Ardahan iken, artık 2008 yılından bu yana tüm illerimizden ihracat yapılmaktadır. Küresel ekonomik kriz 2009 yılında ihracatın gerilemesine sebep olmuştur. Nitekim 2009 yılı Ocak-Ekim döneminde ihracatımız bir önceki yılın aynı dönemine göre % 27,6 oranında azalarak 83,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.

Krizin olumsuz etkileri ilk defa ihracatımıza 2008 yılı Ekim ayında yansımıştır. Bununla birlikte, 2009 yılı Ekim ayı itibarıyla ihracatımızın dünya genelinde görülen toparlanma eğilimlerine paralel bir şekilde yeniden artış eğilimine girdiği görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, ihracatımız 2008 yılı ile kıyaslandığında 2009 yılında ilk kez Ekim ayında artış göstermiş ve % 3,9 artarak aylık 10,1 milyar dolara ulaşmıştır. Bu rakam, ekonomik krizin yoğun etkilerinin ilk kez geçtiğimiz yıl Ekim ayında hissedildiği hesaba katıldığında baz etkisini içermekle birlikte, düzelmeyi göstermesi açısından bilhassa önemlidir. Aralık ayında da ihracatımızın artış seyri devam etmiştir. İhracatçı Birlikleri Kayıtlarına göre, 2009 yılı 1 Ocak – 31 Aralık döneminde toplam ihracatımız 101.6 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır. Sektörler itibarıyla bakıldığında, 2009 yılında ekonomik krizin etkisinin yoğun olarak hissedildiği Ocak-Ekim döneminde özellikle tekstil ve hammaddeleri (-% 24.1), hazır giyim ve konfeksiyon (-%19,8), taşıt araçları ve yan sanayi (-% 38.4), demir ve demir dışı metaller (-% 33,9), demir-çelik ürünleri (-%47,7) sektörlerindeki ihracat düşüşleri dikkat çekicidir. Öte yandan, Ekim ayından itibaren başlayan düzelme eğilimi ile birlikte hazır giyim ve konfeksiyon, elektrik-elektronik, demir ve demir dışı metaller, çimento ve toprak ürünleri ile yaş meyve sebze, fındık ve mamulleri, zeytin ve zeytinyağı, ağaç mamulleri ve orman ürünleri sektörleri ihracatında artış kaydedilmeye başlanmıştır.

STA'ların ihracata etkisi

İhracatçıların yeni pazarlara açılabilmesi, mevcut pazarlarda güçlenmesi ve karşılarına çıkabilecek pazara giriş engellerinin bertaraf edilebilmesi amacıyla DTM’nin yürüttüğü çalışmaları da aktaran Ahmet yakıcı şunları söylüyor: “Orta Doğu’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar dünyanın çeşitli bölgelerine pazara giriş stratejileri bağlamında Ticaret Heyetleri düzenlenmekte ve yurt dışında gerçekleştirilen fuarlara milli katılım sağlanmaktadır. Benzer şekilde, dış ticaret politikamızda önemli bir yeri olan Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) ile taraflar arasındaki ticari engeller zamanla ortadan kalkmakta, hem karşılıklı ticaret hacminde artış sağlanmakta hem de ihracatçılarımız STA yapılan ülkelerde diğer ülkelere göre rekabet avantajı elde etmektedirler. Bu bağlamda yürüttüğümüz yoğun çalışmalar neticesinde, ülkemiz 2009 yılında Sırbistan, Şili ve Ürdün ile STA yapmış bulunmaktadır.” DTM'nin komşu ülkelerle ticarette Türk Lirası'nın yaygın olarak kullanılması amacıyla başlattığı çalışmalar nasıl bir aşama kaydetti? 2009 yılı Mart ayı içerisinde yapılan 32 sayılı mevzuat değişikliği ile Merkez Bankasının, bankaların konvertibl kabul edecekleri ve akreditif açacakları döviz cinsini belirleme konusundaki düzenleyici rolü kaldırılarak, bankalarımızın tamamen kendilerinin belirledikleri her türlü para birimi ile işlem yapabilmelerine imkân sağlanmıştır. Bunu takiben Merkez Bankası, günlük olarak döviz paritesini açıkladığı para birimlerinin arasına İran Riyalini de eklemiştir. Bu çerçevede, İran ile ülkemiz arasındaki ticarette Türk Lirası ve İran Riyalinin kullanılması konusundaki tüm düzenlemeler tamamlanmıştır. Artık, İran ile ticarette yerel para birimlerini kullanmak isteyen firmalar, bankalara doğrudan müracaat ederek, bu şekilde işlem yapabilmektedirler. Aynı uygulamanın çok yakın bir gelecekte Suriye ile de hayata geçirmesi planlanmaktadır. Dış ticaretimizin % 96’sı, Avro ve ABD Doları ile gerçekleştirilmekte olup, dış ticaretimizin % 65’ini gerçekleştirdiğimiz Avro Alanı ve ABD dışındaki ülkelerle, bu ülkelerin ulusal para birimleri üzerinden gerçekleştirilen ticari işlemler ise toplam ticaret hacmimizin % 3’ünden az bir bölümünü oluşturmaktadır. İkili ticaretimizi gerçekleştirdiğimiz ülkelerin maruz kalabilecekleri uluslararası para piyasalarındaki dalgalanmalardan kaynaklanabilecek döviz darboğazlarında, ülkemiz ihracatının kesintisiz bir şekilde sürdürülebilmesi, bunun da ötesinde ülkemizin pazar payının artırılabilmesini teminen gerekli önlemlerin önceden alınması önem arz etmektedir. Kaldı ki, 2008 yılının son çeyreğinden itibaren yoğun bir şekilde etkisini gösteren küresel ekonomik kriz nedeniyle, ticari ortaklarımızın ödemeler dengesi olumsuz etkilenmiş ve söz konusu ülkelerin döviz piyasalarında darboğaz yaşanmıştır. Bu çerçevede, ülkemiz ihracatının kesintisiz bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla, başta Rusya Federasyonu, İran ve Suriye olmak üzere komşu ve çevre ülkelerimizle ticarette ulusal para birimlerinin kullanılması, Dolar ve Avro gibi rezerv paraların likiditelerinin zayıf olduğu konjonktürlerde ticareti kolaylaştırıcı bir rol oynayacaktır. Ruble ile ticaretin Rusya'ya yapılan ihracata etkilerini açıklar mısınız? Brezilya ile Arjantin ve Rusya ile Çin arasında başlatılan yerel para ile ticarette olduğu gibi, bu uygulamadan temel olarak sınır bölgelerindeki KOBİ’lerin faydalanacakları düşünülmektedir. Ayrıca, ikili ticaretimizde önemli payı bulunan ülkelerle yerel para birimleriyle ticaretin başlamasıyla birlikte ithalatçı ve ihracatçıların kendi paralarını dolara çevirirken ve doları kendi paralarına çevirirken ödedikleri banka komisyonlarından kurtulmuş olacaklardır. Daha somut bir örnekle ifade edecek olursak, Rusya’daki ithalatçının, Türkiye’den yapacağı ithalat için önce Rublesini Dolara çevirmesi, Türkiye’deki ihracatçının da sevk ettiği malların bedeli için alacağı Doları tekrar TL’ye çevirmesinin bir mali yükü vardır, her iki para biriminin de Dolara konvertasyonu sırasında döviz alış ve satış maliyeti arasındaki makası ihracatçı ve ithalatçı ödemektedir. Yerel para birimlerinin kullanılması ise bu mükerrer konvertasyondan kaynaklanan komisyonları azaltacaktır. Rublenin 2002–2008 arasında dolar karşısında reel olarak toplamda % 49 oranında değer kazanması, bir rezerv para olarak Rublenin küresel itibarını arttırmaktadır. Yerel para birimleri ile ticaretin Rusya ile olan ticaretimize etkisine baktığımızda, halihazırda, Rusya ile fiili olarak yerel para birimleri üzerinden işlem gerçekleştirilmeye başlanmış ve elimizdeki verilere göre Rusya ile bugüne kadar yaklaşık 200 Milyon Dolar tutarında ticari işlem Ruble üzerinden gerçekleştirilmiştir. Krizin başlaması ile birlikte gelişen süreçte ihracatçı açısından hangi dış pazarlar ön plana çıkmaya başladı?

Kriz Avrupa’ya ihracatı ne ölçüde etkiledi, hangi yeni pazarların yıldızı parlamaya başladı?

2008 yılı son çeyreğinden itibaren tüm dünya ekonomilerini etkisi altına alan küresel kriz dünya dış ticaretini de olumsuz bir biçimde etkilemektedir. Nitekim, DTÖ tarafından yapılan tahminlere göre dünya ticaret hacminin 2009 yılı sonunda bir önceki yıla göre %9 oranında daralacağı tahmin edilmektedir. Bu rakam, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünya ticaretinde beklenen en yüksek daralmayı temsil etmesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Ayrıca, yaşanan krize bağlı olarak önemli ihraç pazarlarımız olan AB, ABD, Ortadoğu gibi ülke ve bölgelerin ithalat hacimlerinde de değişen oranlarda düşüşler yaşanmaktadır. Ticaret hacmindeki azalmaya paralel olarak, ülkelerin giderek daha fazla oranda korumacı politikalar uygulamaya başladığı da görülmektedir. Dünya ekonomisi ve ticaretinde görülen bu gelişmelerin, birçok ülkede olduğu gibi, kaçınılmaz olarak 2009 yılında ülkemiz dış ticareti ve özellikle de ihracatı üzerinde olumsuz yansımaları olmuştur. Bu dönemde en büyük ihraç pazarımız olan AB ülkelerine yönelik ihracatta yaşanan küçülme özellikle dikkat çekmektedir. Nitekim, 2009 yılının ilk on aylık döneminde, AB’ye üye 27 ülkeye yönelik ihracatımız bir önceki yılın aynı dönemine göre Avro bazında %25,7 gerilemiş ve 27,5 milyar Avro olmuştur. Bu ülkelerin toplam ihracatımız içindeki payı ise %48,6’dan %45,7 düzeyine düşmüştür. Üye ülkeler itibariyle ele aldığımızda, en büyük düşüşlerin sırasıyla; Lüksemburg (-%64,5), İrlanda (-%57,3), Estonya (-%55,7), Finlandiya (-%46,7) ve Macaristan’a (-%37) ihracatımızda kaydedildiği görülmektedir. Anılan ülkelerin küresel krizden en fazla etkilenen ülkeler arasında yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda, bu ülkelere ihracatımızdaki azalışların, küresel krizden etkilenme oranları ile paralel seyrettiği dikkati çekmektedir. Diğer taraftan, AB üyesi ülkeler arasında, en önemli partnerlerimiz arasında ilk sıralarda yer alan Almanya (-%22,0), Fransa (-%6,9) ve İtalya’ya(-%24,9) olan ihracatımızdaki azalma ise nispeten daha düşük düzeyde gerçekleşmiştir.

Dış Ticaret Müsteşarlığı, ihracatçılarımızla daha yakın bir şekilde çalışma arayışına girişmiş ve bu çerçevede, daha pro-aktif, daha agresif, dinamik bir yapıya sahip pazara giriş çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Tüm bu çalışmalar, 2009 yılı Ocak-Ekim dönemi itibariyle değerlendirdiğimizde; özellikle de coğrafi açıdan uzak bulunduğumuz ve ihracatçılarımız tarafından çok iyi tanınmayan, Birmanya, Nepal, El Salvador ve Bangladeş gibi ülkelere yönelik ihracatımızda sonuçlarını göstermiş ve anılan ülkelere ihracatımızda %100’leri aşan artışlar yaşanmıştır.

Ayrıca, yaşanmakta olan küresel krize rağmen, 2009 yılı Ocak-Ekim döneminde belirli bölge ve ülkelere ihracatımızda çok önemli artışların da yaşandığı gözlenmektedir. Bu kapsamda, Kuzey Afrika’ya ihracatımızın, 2008 yılından bu yana düzenli bir biçimde artmaya devam ettiği, ve 2009 yılı Ocak- Ekim döneminde de geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %28 oranında arttığı anlaşılmaktadır. Yine, bu bölge ülkeleri arasında yer alan Mısır’a ihracatımız, 2009 yılı ilk on ayında, 2008 yılı aynı dönemine göre %99,4 gibi oldukça yüksek oranda artmış ve bu sayede anılan ülke, ihracatımızda kısa sürede 9. sıraya kadar yükselmiştir. Bu artışta hiç şüphesiz söz konusu ülkeyle imzaladığımız ve 1 Mart 2007 itibariyle yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) da yadsınamaz bir rolü olmuştur. Yine, diğer bir Kuzey Afrika ülkesi olan Libya’ya olan ihracatımız, son dönemde artan ikili ilişkiler ve paralelinde yürütülen pazara giriş faaliyetleri neticesinde, 2009 yılı ilk on ayında, 2008 yılı aynı dönemine göre %60 artış göstermiştir. Söz konusu ülke ile vizelerin karşılıklı olarak kaldırılmasının, ikili ticaretimize olumlu katkılar sağlayacağı ve yürütülen STA müzakerelerinin neticelendirilmesinin, bu ülkeye ihracatımızdaki artış trendini sürdürülebilir hale getireceği düşünülmektedir.

Öte yandan, beş yıldır müzakereleri devam eden Ürdün ile STA da geçtiğimiz günlerde imzalanmış, ayrıca bu ülkeyle vizelerin karşılıklı olarak kaldırılması kararlaştırılmıştır. Bu iki gelişmenin de önümüzdeki dönemde bahse konu ülkeye ihracatımızda da ciddi artışlara yol açması beklenmektedir. Yukarıda belirtilen bölge ve ülkelere ilave olarak, 2009 yılı ilk 10 ayında, ihracatımız içindeki payı yıllar itibariyle artan ve gelişmiş ekonomilere sahip EFTA ülkelerine ihracatımızın da %55 artması dikkat çekmektedir. Bu artış, önümüzdeki dönem için de olumlu sinyaller vermesi açısından önem arz etmektedir. Bu çerçevede özellikle EFTA üyesi olan ve dünyanın sayılı ekonomilerinden İsviçre’ye ihracatımızdaki %64’lük artışa vurgu yapılması gerekmektedir. Rekabet koşullarının çok zor olduğu bir pazara sahip olan İsviçre ve benzeri gelişmiş ekonomilere ihracatımızla ilgili gelişmeler, ihracatçılarımızın markalaşma ve kurumsal niteliklerini arttırmaya verdikleri önemin bir sonucudur. Yine, 2009 yılı Ocak-Ekim döneminde, tarihi ve kültürel olarak ortak bir geçmişe sahip olduğumuz Türki Cumhuriyetler ile üyesi bulunduğumuz İslam Kalkınma Teşkilatı üyesi ülkelere ihracatımızın da ortalamadan daha düşük bir oranda azaldığı anlaşılmaktadır. Bu durum ise, söz konusu ülkelerin toplam ihracatımızdaki payının artması anlamına gelmektedir. Ayrıca, son dönemde izlenen politikalar çerçevesinde ihracatımızdaki payları sürekli artış gösteren Ortadoğu ülkelerine yönelik ihracat, küresel krizle birlikte duraksama gösterse de, bunun diğer bölgelerde görülen yavaşlamaya nazaran daha düşük düzeyde yaşanması dikkat çeken bir başka husustur. Bu kapsamda özellikle Irak ve Suriye pazarlarına ihracatımızda görülen yüksek oranlı artışın altının çizilmesi gerekmektedir. Özellikle Irak pazarı, uzun yıllardan bu yana izlediğimiz istikrarlı ve tutarlı politikalar sayesinde, ihracatımız açısından en önemli pazarlardan birisi haline gelmiş ve söz konusu ülkeye ihracatımız yılın ilk on ayında yaklaşık % 38 oranında artmış ve bu ülke en fazla ihracat yaptığımız ülkeler arasında 5. sıraya kadar yükselmiştir. Benzer şekilde, Suriye’ye yönelik ihracatımız da bu dönemde % 25 oranında artış göstermiş ve adı geçen ihraç pazarlarımız arasında kısa sürede 29.sıradan, 23.sıraya sıçramıştır. İhracatta Yeni Taşıma Hatları “İhraç taşımalarımızda yoğun olarak yararlanılan mevcut hatlara ilave olarak, Mısır ile Mersin-İskenderiye Ro-Ro Hattı, İstanbul-İskenderiye havayolu hattı, Suriye ile Mersin-Tartus hattı, Çin Halk Cumhuriyeti ile İstanbul-Almatı demiryolu hattının Urumçi’ye uzatılması ve Pekin-Mersin Demiryolu hattı, İstanbul-Trablus Ro-Ro hattı, Samsun-Kavkaz tren feri hattı ve Kars-Tiflis-Bakü demiryolu hattı projelerinin hayata geçirilmesi ve ihracatımızda etkin kullanımına yönelik koordinasyon çalışmaları sürdürülmektedir.” DTM’nin 2010 Faaliyetleri: Dış Ticaret Müsteşarı Ahmet Yakıcı, Müsteşarlığın 2010 yılı içerisinde yürütülmesi planlanan faaliyetleri şöyle özetliyor: - Türkiye’nin “ihracat ve transit ticaret lojistiği haritası” çıkarılacak ve lojistik sektörüne yönelik çalışmaların ve projelerin bu harita kapsamında yürütülmesi temin edilerek azami verimin alınması sağlanacaktır. - Mevcut ve açılması planlanan sınır kapılarımız kapsamında ülke/ihracat/lojistik analizi yapılacak, ilgili kurum ve kuruluşlarımız ile koordinasyon halinde eksiklikler ve alınması gerekebilecek ilave tedbirler tespit edilecektir. - Pan-Avrupa Ulaşım Koridorlarının ülkemiz dış ticareti üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi ve transit ülke olma yönündeki çalışmalarımıza olumlu/olumsuz etkilerinin araştırılmasına yönelik bir çalışma yürütülecektir. - ABD ve Güney Amerika’ya yönelik ihracatımızda rekabet gücümüzü artıracak lojistik odaklı projeler geliştirilecektir. (örneğin Miami limanının özellikle Güney Amerika taşımalarında merkez olarak değerlendirilebilmesi imkanları araştırılacaktır.)

Kaynak: Burcu GÜRSES/UTA Dergisi
Şenlikköy Mahallesi Saçı Sokak, No: 4 / F Florya 34153 Bakırköy İSTANBUL
+90 212 663 62 61
+90 212 663 62 72