Gündem

TÜRKİYE SANAYİYİ BIRAKTI, TİCARET VE RANTA KAYIYORTÜRKİYE SANAYİYİ BIRAKTI, TİCARET VE RANTA KAYIYOR13.01.2010

TOBB Hazırgiyim Sektör Kurulu Başkanı Umut Oran, hükümetin krizi ciddiye almadığını ve yanlış teşvik politikaları uyguladığını söyleyerek 'Haziranda yeni yatırama yönelik açıklanan teşvike tek bir başvuru bile olmadı' diyor. 5084 sayılı yasaya güvenip yatırım yapanların ise sürenin uzatılması için yalvar yakar hale geldiğini söyleyen Oran'a göre 'Doğru bir teşvik politikası olmazsa istihdam için umut yok.'

 

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Hazırgiyim Sektör Kurulu Başkanı Umut Oran, 22 yıldır hazırgiyim sektörünün içinde. 2002 yılında Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı olduğu yıllarda "Anadolu'ya aş ve iş" sloganıyla başlattığı kampanyalar bugün açıklanan birçok teşvik politikasının bir anlamda temelini oluşturdu. Oran, ana sektör olarak tanımladığı tekstil ve hazırgiyim için 2005'ten sonra değişen dünya koşullarına uygun stratejiler üretilemediğini söylüyor. Sektördeki daralma sonucu 1.5 milyona yakın işsiz ortaya çıktığını söyleyen Oran, hükümetin global krizi de ciddiye almadığını belirterek "En kötü etkilenen Türkiye oldu" diyor.

Yaklaşık iki ayda Çin, Hindistan, ABD, Brüksel ve Afrika'ya giden Oran, bu ülkelerin iktidarı ve muhalefetiyle krizi birinci gündem maddesi olarak aldığını, Türkiye'nin ise krizin varlığını bile tartışır durumda olduğunu ekleyerek "Türkiye krizi verilerle görüyor, günlük hayatta görüyor. 22 yıldır sektörün içindeyim. Bugüne kadar ibre hep yukarı doğru çıkardı. Son 30 yılda ilk kez eksi veriyoruz. Hükümet ciddiye almaz düşüş bu oranlarda devam ederse ihracat 2013'te 10 milyar dolara düşer" diyor. 

Hükümetin yanlış teşvik politikaları da uyguladığını dile getiren Oran, "Haziranda getirilen teşvikler için tek bir başvuru bile olmadı. 5084'e güvenip yatırım yapanlar ise sürenin uzaması için yalvar yakar durumdalar" açıklamasını yapıyor.

Son genel seçimlerde CHP Genel Başkanlığı için Deniz Baykal'a rakip olarak çıkarak siyasete de adım atan Oranla hem sektörün geleceğini hem de siyasetteki gelişmeleri konuştuk..

 

Yaklaşık iki ayda Çin, Hindistan, ABD ve Brüksel'e gittiniz. Türkiye için önemli ülkeler. Krizin etkileri nasıl yansımış?

Kriz tabii ki herkesi olumsuz etkilemiş. Tabii ki pazarlarında daralma var. Ama tüm bu ülkelerde ortak bir durum var. Yönetimler krizi birinci gündem maddesi olarak almış. Kriz masaları kurulmuş. Burada toplumun tüm kesimleri muhalefette dahil oturuyor. Devlet politikası olarak bu krizle mücadele ediyor. Avrupa Birliği ülkeleri Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarına normal şartlarda ters olabilecek bir takım teşvikleri ülke genelinde veriyorlar. Yeni yatırımları teşvik edici, ucuz ve uzun vadeli krediler gibi. Portekiz, İspanya, İtalya, Çin, Hindistan, Brezilya tüm ülkeler bu tip önlemleri almış, uyguluyor. Şirketler arkalarında devletin desteğine güvenerek yollarına devam ediyorlar. Çin, Hindistan, Brezilya ise bütün bunlara rağmen büyüyor.

 

2010 için beklentiler olumluya dönmüş mü?

Avrupa'da krizin etkileri alınan tedbirler çerçevesinde durağan hale geldi. 2010'u ise en iyimser ekonomistler bile temkinli karşılıyor. Fazla yatırım yapmayın, durumu koruyun, temkinli olun diyorlar. Beklenti iyileşmenin zaman içinde gerçekleşmesi yönünde. Bu ekonomistler için işsizlik oranı en önemli gösterge. Kötümser olanlar ise bir dip daha bekliyorlar. Dubai ve Yunanistan'da görülen şeyler bunun olabilirliğini ortaya koyuyor.

 

Türkiye'ye gelirsek... Sektörünüzden başlayalım durum ne gösteriyor?

Bu ülkelerden bizim farkımız biz krizi dikkate almıyoruz, ciddiye almıyoruz, böyle bir gündem maddemiz yok. OECD'nin 42 ülkelik endeksinde en kötü ilk beşteyiz. 2005'ten beri böyleydik, şimdi daha da kötü noktaya geldik. Türkiye krizi şu anda görüyor. Verilerle görüyoruz, günlük hayatta görüyoruz. İstirarlı ülkelerde yüzde 30 daralma yok. Oysa Türkiye'de genel olarak ihracatta yüzde 23'lük düşüş sözkonusu. Tekstil ve hazır giyimdeki düşüş oranları bu genel düşüşten biraz daha iyi. Yüzde 19 tekstil, yüzde 15 hazırgiyimde. 22 yıldır sektörün içindeyim. Bugüne kadar ibre hep yukarı doğru çıkardı. Son 30 yılda hiç eksi vermemişiz. Bu rakamlar bana göre çok önemli bir sinyal. 2010'dan umutla bahsedilmeye başlandı. Eğer özelleştiri yapılamazsa yani tanı, teşhis, triyaj yani öncelikleri belirleme, tedavi ve takip yapılmadığı sürece bu sonuçtan birşey çıkaramayız. 2010'da birşey yapamazsınız. Türkiye'de kriz var mı yok mu? Ekonomi iyiye mi gidiyor kötüye mi? Bunu net olarak değerlendirmemiz lazım. İşin başlangıç noktası bu. Eğer burada ortak bir fikir, tesbit çıkarsa çözüm de çıkar.

 

Sizce Türkiye'de kriz var mı? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kriz kelimesinden pek hoşlanmıyor.

Evet. Sayın Başbakan kriz konuşulmasını istemiyor. Ama verilere bakmak lazım. İhracat 2008'de 22 milyar dolardı şimdi 19 milyar dolar. 5 sene sonra ne olur? Hükümet ciddiye almazsa bu oranlarda devam ederse ihracat 2013'te 10 milyar dolara düşer. Bu rakamlar Türkiye'nin ciddi bir kriz içinde olduğunu gösteriyor. Bu çerçevede yüzyılın krizini kenara bırakamayız. Buradaki daralma olumsuz olarak Türkiye'ye de yansıdı. Ama sektörümüzde sorun sadece Türkiye'deki kriz değil. Bundan 7-8 yıl öncesine bakmak gerek. 2005'te mesela sektörle ilgili çok önemli bir yıldı. Uruguay kararları gereği kotalar kalktı. Türkiye bu konuda proaktif birşey yapamadı.

 

Sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bu duruma gelmemizin nedenlerine baktığımızda iki konu ortaya çıkıyor. Bir rekabet gücümüzü kaybediyoruz, rekabet şartlarımızda sorunumuz var. İkincisi reel yatırım ortamı kötü. Gelecek için olumlu konuşmak için bir neden yok. Çünkü yapılan herhangi bir özeleştiri yok. Bir tedavi de konulmuyor. Aslında Türkiye'nin genel olarak tüm sektörleri krizde. Hatta biz daha şanslıyız. Hükümetin bu sektörü demode ilan ettiği bir ortamda yıldız denilen sektörlerde daralma daha fazla oldu. Daralma otomotivde yüzde 31, elektronikte yüzde 15, makinada yüzde 20, demir ve demir dışı metallerde yüzde 27, demir çelikte yüzde 43, değerli maden ve mücevherat yüzde 35. Bu rakamlar bizden de kötü.

 

Anadolu'da iş ve aş kampanyalarını siz başlattınız. Ama bir türlü somut adım atılamadı. Neden?

İki teşvik uygulaması yaptı bu hükümet. İkisi de birbirinden felaket. Biri 5084 sayılı yasa 49 ile teşvik getirdi. Yapılması gerekenin farklı şekliydi. Sonra yine haziranda bir teşvik çıkardılar. Sektörel ve bölgesel teşvik. Şu ana kadar yapılmış bir yatırım yok. Yeni yatırımları teşvik ediyordu, mevcutları dikkate almıyordu. O da bizim söylediğimizin tam tersi oldu. Hakkari, Şırnak'la batıdaki Çankırı, Sinop aynı pakete konuldu. Adıyaman'ı üçüncü bölgeye çıkarttılar. Denizli, Bursa'ya hiçbirşey yapmadılar. Olması gerekenin tamamen tersini yaptılar. Dolayısıyla bu kadar bilinçsizce, üç maymun gibi görmeden, duymadan, kendi bildiğirni okuyarak getirilen bir teşvik sistemi ile kalkınmayı yapamıyorsunuz. Hatta şu anda bu hükümete güvenip yatırım yapan insanlar eski teşvikin bir yıl daha uzaması için yalvar yakar durumdalar.

 

Hükümet bazı yasalar da çıkardı, işe yaramadı mı?

Türkiye'nin iki temel problemi var. İşsizlik ve cari açık. O zaman yapacağımız teşvik, istihdam odaklı olmalı. İstihdam sayılarına göre de farklı bir teşvik olsun dedik. Öyle birşey çıkmadı. Diğeri de ihracata yönelik yapılsın, ithalata yönelik olmasın dedik. Bu da olmadı. O zaman bizim vurguladığımız sektörel kümelenme ile bölgesel kalkınma olmadı. Yanlış teşvik çıktı. Hükümet istihdam için birşeyler yapar gibi göründü. Ancak istihdam rakamlarına bakıldığında hiçbirinin bir sonuç vermediği ortaya çıkıyor. Ayrıca hükümet bu yasalar isteniyor mu, özel sektör memnun mu değil mi dikkate almadı. Bunun neticesinde de Türkiye'de işsizlik 1.5 milyon arttı. Oysa iş, aş sosyal barış için uygulanabilir, sonuç alabilir bir politika olması lazım. OECD işsizlikte en kötü skorlara sahip ülkelerden biriyiz.

 

Türk tekstil ve hazırgiyim sektörünün hala rekabet şansı var mı?

Tekstil ve hazırgiyim Türkiye'nin küreselleşmiş sektörlerinin başında geliyor. Çin ve Hindistan'ın bulunduğu coğrafya ile bizim coğrafyamıza baktığımız zaman avantajlarımız var. Bizim ana pazarlarımız Avrupa Birliği ve çevre ülkeler. Çin'in mal satmasından bizim mal satmamız daha avantaj sağlıyor. Ayrıca Türkiye üretimde bir dünya markası oldu. 15 yıl önceki durumla bugün çok farklı. Hem üretim ayağımız oldukça güçlü. Pamuktan başlayan bir tedarik zincirimiz var. Gerçi bu stratejik hammaddede de önemli gerilemeler var. Üretim 1.2 milyon tondan 400 bin tona düştü. Ama yine önemli bir avantaj. Tasarımda hamlelerimiz var. Yani biz bu ülkelerle aynı ligde değiliz. Bizim iki büyük rakibimiz var. Çin ve İtalya. Türkiye'nin doğru destekleyici politikalarla hem rekabet gücü artar hem istihdamı. Anadolu'da işsizlik patlaması var. Suriye, İran, Mısır'da uygulanan teşvikler bizde de uygulanabilir. Önemli olan niyet.

 

Yani tekstil demode bir sektör değil mi?

Sektör hassas bir konuma sahip. Ünlü rekabet analistçisi Michael Porter'ın analizlerinde de bu var. Küresel oyuncu olabileceğimiz dünya pazarlarından yüzde 3-4 pay alabilmiş ender sektörlerden biri. Karar verici konumda. Örgütlerde dünya başkanları çıkardık. Oyuncu olarak kapasite ve hacim olarak önemli bir konumda. Yarattığı katma değerde tek artı veren sektör. Kadın işgücünüe katkısı var. Tabii ki her sektör çok kıymetli. Stratejiler yapılmalı ama eldeki mevcut değeri de demode diye gözardı etmemeli. Başbakan ve bazı bakanlar başka dünyada yaşıyorlar. Başka gündemleri var. istihdamı problem olarak görmüyorlar. Sadece al-sat biliyorlar.

 

 

TÜRKİYE SANAYİDEN TİCARETE KAYIYOR

 

Türkiye sanayi sektöründen uzaklaşıyor gibi.

Rakamlar onu gösteriyor. Türkiye'de politikada eksen mi kayıyor diye bir tartışma var. Esasında Türkiye sanayiden ranta kayıyor. Bizim en büyük eleştirimiz şuydu. Uygulanan ekonomik politikaları yanlış buluyorduk. İthalata dayalı bir büyüme diyorduk. Büyüyorsunuz ithalat yapıyorsunuz, borcunuzu kapatamıyorsunuz, cari açığınızı kapatamıyorsunuz. Bu büyüme 2008 sonuna kadar sürdü. Şimdi tehlike arttı. 1999 rakamlarına baktım sanayiinin gayri safi milli hasılaya oruna yüzde 25 civarında. Bugün yüzde 16'larda. Türkiye sanayiiden ticarete kayıyor. Ranta, hizmete kayıyor.

 

Ne gibi tehlike görüyorsunuz bu durumda?

Türkiye niteliksiz bir işgücüne sahiptir. İlkokul mezunu işgücünün oranı yüzde 44'tür, genç işsiz oranı yüzde 25'lerde. Dört kişiden biri işsiz. Sanayinin gücü azıldıkça bu durum işsizliği arttırıyor, sosyal patlama tehlikesi yaratıyor. Suç oranını arttırıyor. Kalkınamıyoruz bir anlamda. Üretmeden, yatırım yapmadan, ihracat yapmadan bir ülke kalkınamaz. Bunları yıllardır hep söylüyoruz ama adeta kanıksandı.

 

 

Yeni sol parti başarılı olmaz, CHP proaktif olmalı

 

Erken seçim tartışmaları var...

Ben erken seçim olmasını istiyorum. Başarısız açılımlar nedeniyle muhalefetin erken seçim önerisi doğrudur. Çünkü hiçbir konuda hiçbir alanda karar alınamıyor. Toplumun çeşitli kesimlerinin talepleri var ama dikkate alınmıyor.

 

CHP'nin genel başkanlığına aday oldunuz ama sonra geri çekildiniz. Siyasete ilginiz sürüyor mu?

CHP'nin yönetişim biçimini doğru bulmuyorum. İktidar olması gerektiğini düşünüyorum. Siyasete Türkiye'deki kötü süreci yakından izleyen biri olduğum için girdim. Teklif geldiğinde, siyasete katkım olsun dedim. Yeni bir siyaset anlayışını temsil etmek istedim. Partinin genel merkezi dahil olmak üzere çok sıcak karşılandım. Şu anda örgütümle çalışma içindeyim. 65 ile gittim. Diyarbakır'a ise en az dört beş kez gittim. Bu süreçte örgütümü tanıyorum, örgüt beni tanıyor. Think tank ekibim var. Strateji açısından bazı çalışmalara katkı sunuyorum.

 

Politikaya girdiğim için mahalle baskısı arttı

 

Yeni sol parti için çalışmalar sürüyor. Ne diyorsunuz?

Şu anda 56 siyasi parti var. Etkin olan 4 parti görünüyor. Demokraside çoğulculuğa inanıyorum ama bugünkü koşullarda sağda veya solda yeni bir parti ayakta kalmaz. Buna herşeyden önce AKP müsaade etmez. Anadolu'da örgütlenme yapılması çok zor. Ben birebir yaşıyorum. Fabrikamın bulunduğu ilde bir takım olaylarla karşı karşıya kalıyorum. Yerel yönetim bezdirici uygulamalar yapıyor. Şirketimde incelemeler yapılıyor. 2005-2006'dan beri bunu yaşıyoruz. Hem görüyorum hem kendim yaşıyorum. Bu baskı altında yeni bir siyasi parti kurmak kolay değil. İnsanlar kendi görüşlerini bile ifade edemiyorlar. İş insanı olarak hem de sivil toplum örgütlerinde yer alan bir insan olarak bunu net görüyorum. Kuşatma var. Bence CHP'nin toplumda ciddi bir izi var. CHP istihdam için somut bir proje hazırlarsa şansı artar. Bunu hangi parti yaparsa şanslı olur. CHP'ye ne dersek diyelim reaktif tutumu sonuçta doğru olduğunu düşünüyorum. Ancak biraz daha proaktif olması gerek. Çözüm üretebilen ve iletebilen bir parti olmalı. 

 

Şirketiniz Domino Tekstil'de işler nasıl?

Ayakta kalmaya çalışıyoruz. İhracatı çeşitlendirdim. Ancak küçülüyorum. 1000 çalışan vardı şimdi 300.

 

 

Umut Oran kimdir?

Umut Oran, 1963'te doğdu. Orta ve lise öğrenimini Saint-Benoit Lisesi'nde, üniversite öğrenimini ise Marmara Üniversitesi İİBF İngilizce İktisat'ta tamamladı. İş hayatına Koç Holding'in tekstil şirketi Bozkurt Mensucat'ta başlayan Oran, 1992 yılında kendi şirketi Domino Tekstil'i kurdu. 2002-2005 arasında Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanlığı yaptı. İngilizce ve Fransızca biliyor.

 

Kaynak: Referans

Ataköy 7-8-9-10. Kısım Mah. Çobançeşme, E-5 Güney Yanyol Cd.
NEF22 Ataköy, B-Blok, Kat:7, D:142
Bakırköy 34156 İstanbul
+90 530 960 84 24
+90 212 663 62 72