Gündem

TİM: GÜN DIŞ PAZARLARIMIZI KORUMA GÜNÜDÜRTİM: GÜN DIŞ PAZARLARIMIZI KORUMA GÜNÜDÜR06.10.2009

İhracatın düşmeye devam ettiğini söyleyen TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, reel sektörü, üretimi ve ihracatı destekleyemeyecek bir IMF anlaşmasına kesinlikle karşı olduklarını yineledi.

Büyükekşi, eylül ayı ihracat verilerini açıkladığı konuşmasında “Gün, uluslararası pazarlarımızı koruma günüdür” dedi

Eylül ayında toplam ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30.53 azalarak 8.39 milyar dolara gerilerken, en büyük daralma yüzde 61.86 ile demir- çelik ürünlerinde oldu.


TİM verilerine göre Eylül ayında, yaşanan daralmaya rağmen en çok ihracat yapılan sektör, yüzde 19.50'lik pay ile taşıt araçları ve yan sanayi oldu. İhracat son 12 ayda ise yüzde 28.89 azalarak 94.28 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Ocak-Eylül döneminde ise ihracat yüzde 32.67 daralma ile 68.9 milyar dolar oldu.


Taşıt araçları ve yan sanayinde Eylül ayında ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23.66 daralarak 1.63 milyar dolara geriledi. Sektörün ihracatı ilk dokuz ayda yüzde 42.47 azalarak 11.92 milyar dolar oldu. Son 12 aylık dönemde ise sektörün ihracatı yüzde 40.77 daralma ile 15.95 milyar dolara geriledi.

 

Uşak

TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Uşak’taki Eylül ayı verilerini açıkladığı konuşmasında şunları söyledi:

“Aylık ihracat rakamlarından önce Uşak ilimizin ihracat performansını da sizinle paylaşmak istiyorum. Yılın ilk 8 ayında gerçekleştirdiği 54 milyon dolarlık ihracat rakamı ile Uşak ilimiz en fazla ihracat yapan illerimiz arasında 39. sırada yer alıyor. Sektörel açıdan bakıldığında, tekstil sektörü ihracatının tüm Uşak ihracatındaki payının yüzde 35, Hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün payının yüzde 32,5, Çimento ve Toprak Ürünleri sektörünün payının ise yüzde 20 olduğunu görüyoruz. Bu 3 sektör Uşak'ın tüm ihracatının yüzde 88'ini karşılıyor.

Bizim bu noktada Uşak'ta daha fazla sektörün ihracata yönelmesini desteklememiz gerekiyor. Daha fazla sektörün ihracata yönelmesi ve Uşak'ın ihracat kompozisyonunu genişletmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

Yeni sektörlerin ihracata teşvik edilmesinin yanı sıra Uşak'ın geleneksel olarak güçlü olduğu sektörlerin desteklenmesi büyük önem taşıyor. Tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan problemlerin aşılması için çalışmalar yapılması gerekiyor. Uşaklı firmalarımızın AR&GE'ye, markalı ve kaliteli üretime önem vermeleri özellikle tekstil ve hazır giyim ihracatçılarımız için son derece önemlidir.


Temennimiz Uşak'ın ihracat kompozisyonunu genişletmesi, daha fazla sektörden daha fazla firmanın ihracata yönelmesi ve Uşak'ın güçlü olduğu sektörlerde yaşadığı sıkıntıları bir an önce geride bırakması doğrultusundadır.


Bu ziyaret, Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak Uşak'taki ikinci ihracat açıklamamız. Uşak'a 1 Mart 2004 günü geldik ve ihracat rakamlarını açıkladık. Aradan 5,5 sene gibi bir süre geçmiş. O gün rakamları açıkladığımız zaman son 12 aylık ihracat rakamının 50 milyar dolar olduğunu görüyoruz. 2008 yılının sonunda ise 132 milyar dolar ihracata ulaştık.

 

Uşak için yakın dönemdeki en önemli gelişme 5084 sayılı teşvik yasasının sonucunda gelen yatırım oldu. Uşak bu dönemde kayıtlı istihdamını 27 binden 40 bine çıkarmayı başardı. Aynı şekilde ihracatını da arttırdı. 2003 yılında Uşak'ın yaptığı yıllık ihracat 61,7 milyon dolar iken, 2008 yılında 114,8 milyon dolar ihracata ulaştı. 2003 yılında ihracat yapmayan 2 ilimiz varken, 2008 sonunda bu illerimiz de ihracata başlamış durumdalar.

2003 yılında 10 milyon doların altında yıllık ihracat yapan il sayımız 28 iken bu sayı 2008 yılında 13'e düştü. Dolayısıyla 5,5 senelik zaman zarfında ihracatımızın tüm illere yayıldığını ve genişlediğini görmekten büyük memnuniyet duyuyoruz. İhracatçı gözüyle makro ekonomik durumu ve hazırlanan orta vadeli programla ilgili görüşlerimizi sizinle paylaşmak istiyorum. Merkez Bankası'nın faiz indirimlerini olumlu bulduğumuzu tekrar tekrar ifade etmek istiyorum. Keşke bu trend çok daha önce başlasaydı demekten de kendimizi alamıyoruz.

 

Keşke üreticiler ve ihracatçılar yüksek faiz altında bunca sene ezilmeseydi. Keşke yüksek faizin sebep olduğu düşük kurlarla bunca sene yaşamak zorunda kalmayıp ara malı imalatında rekabetçiliğimizi kaybetmeseydik. Ancak şimdi hayıflanmak yerine geleceğe bakmak zorundayız. Aynı hataların tekrar yapılmamasını ummaktan başka yapacağımız bir şey yok.

 

Bu indirimler sonrasında ilk defa gösterge tahvillerin faizleri yüzde 9'ın altına indi. Cumhuriyet tarihinde bir rekor. Ülkemizin borçlanma maliyetinin düşmesi çok önemli. Artık borç faizine ödenen kaynaklar yatırıma yönelecek. Düşük faizle sürdürülebilir borç yönetimi mümkün hale geldi. 

 

Faiz indirimleri sayesinde, finans kuruluşlarımızın ellerindeki parayı kullanmaları, krediye yönlendirmeleri doğrultusunda bir baskı da oluşmuş oluyor. Ancak hala kredi piyasasında bir sıkışma var. Piyasanın tam olarak açıldığını söylemek mümkün değil. Bunun atlatılması lazım. Gecelik faizler ile kredi faizleri arasında hala ciddi bir makas var. Bankacılık kesiminin özel sektörün iyi durumda olduğunu dile getirmesini olumlu buluyoruz. Ama sadece işin sözde kalmayıp uygulamada faizlerin düştüğünü görmek istiyoruz. İyimser tablonun daha da gelişmesi için kredi kanallarının daha da açılması gerekiyor Bu konuda reel sektör-finans sektörü işbirliğinin daha da geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

“IMF’e karşıyız”

Olası bir IMF anlaşması hakkındaki görüşümüzü daha önce kamuoyu ile paylaştık. Reel sektörü, üretimi ve ihracatı destekleyemeyecek bir IMF anlaşmasına kesinlikle karşıyız. Ancak, bir kredi ilişkisinden çok, Türkiye'nin uluslararası arenadaki kredibilitesini arttıracak bir ilişki biçimine de tam destek veriyoruz. Hepimizin arzusu, IMF'ye ihtiyaç duymadan kriz sürecini atlatarak bir an önce iyileşme dönemine geçmek. IMF bu ülkenin kaderi değil. IMF olmadan da artık kendi programımızı yapacak cesaretimizin olması lazım.

 

Kendimize güvenelim. Aldığımız yolun büyük olduğunu bilelim. Şunu da görelim: Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında öne geçiyor. Önümüzdeki hafta başlayacak olan IMF-Dünya Bankaları toplantıları da bu açıdan Türkiye için önemli.

IMF ve Dünya Bankası yeni ekonomik düzende daha fazla düzenleyici ve dengeleyici rol üstlenecekler. Gelişmiş ülkelerin yanı sıra gelişmekte olan ülkelerin de burada daha fazla rol üstlenmesiyle dengeli bir uluslar arası sisteme geçebileceğiz. Artık Amerika tek başına oyun kurucu olmaktan çıkıyor.

 

Küresel sistem yeniden kurgulanıyor. Bir veya iki gücün egemenliğinden, çok taraflı ve çok boyutlu bir dünyaya doğru yöneliyoruz. Bu yeni oluşumun politik yapısı gibi ekonomik yapısı, aktörleri ve platformları da değişiyor. Türkiye, mevcut ekonomisi ve potansiyeli ile yeni sistemin merkez ülkesi olacak. Bu potansiyele en başta biz ihracatçılar inanıyoruz. Bunun için çalışıyoruz. Ülkemizde yapılan toplantıların da, Türkiye’nin küresel rolü için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyoruz.

 

G20

Diğer taraftan hepimizin yakından takip ettiği, dünyanın en büyük 20 ekonomisinin temsil edildiği G-20 zirvesi tamamlandı. Toplantıda global ekonominin yeniden dengelenmesine yönelik ABD tarafından hazırlanan bir plan kabul edildi. Bu plan Çin'in ABD'nin tüketimine daha az odaklanmasını ve ABD'nin tasarruflarını artırmasını, açıklarını düzeltmesini içeriyor. Yani, Çin üretsin, Amerika tüketsin, sonra Çin kazandığı parayla Amerikan ekonomisini finanse etsin, onlarda daha da çok Çin malı tüketsin, çark dönsün sistemi değişiyor. IMF bu yeni sürecin izlenmesine kritik bir rol üstlenecek. IMF'nin bu ajandadaki rolü yarın İstanbul'da başlayacak IMF/Dünya Bankası toplantıları sırasında daha da netleşecek. Biz IMF ile bizi bağlayacak, üretimimizi engelleyecek programlar yerine, yeni küresel ekonominin kurallarını koyarken iş birliği yapalım. Hepimiz için adil ve sürdürülebilir düzeni ve yapıyı inşa etmek için beraber çalışalım.

 

 

G-20 zirvesinden dünya ekonomisinin geleceği üzere alınmış somut bir karar çıkmadı. Her ne kadar liderler daha olumlu gözükseler de dünyanın ekonomik krizden çıktığı şeklinde bir cümle sarf edilmedi. Eğer hala kriz paketleri devam ediyorsa tehlike geçmemiş demektir. Bunu dikkate almamız gerekiyor. 

Küresel gelişmeleri izlerken bizim ana gündem maddemiz ihracat.
G-20 zirvesindeki tartışmalardan anladığımız kadarıyla korumacılık devam ettiği sürece dünya ticaretinde bir anda düzelme beklemek hayalperestlik olur. Şunu da her zamanki gibi belirtmekten geri durmuyoruz, Türkiye'nin rakipleri pazar payını kaybederken mutlaka ihracatçılarımızın bu pazarlarda hakimiyetlerini arttırmaları gerektiğini düşünüyoruz. İhracatçıların öncelikle pazar payını koruması ve  arttırabilmesi için Türkiye'nin ihracatı desteklemesi gerekiyor.

 

Sloganlar

Gün, uluslararası pazarlarımızı koruma günüdür.

Gün, rakiplerden pazar payı alma günüdür.

Gün, üründe farklılaşma yapma günüdür.

Gün, innovasyonu ve verimliliği tüm üretim süreçlerine yayma günüdür.

Gün, ihracatçının acil ihtiyaç duyduğu destekleri sağlama günüdür. 

 

İhracat olarak geldiğimiz nokta önemli. Bugün sahip olduğumuz pazar paylarını kolay kazanmadık.İhracatımız için en önemli 60 ülkeye baktığımızda, 2001 yılından 2008 yılına gelinceye kadar 54 ülke de pazar payımızı arttırmışız. O ülkelerin ithalatı da, bizim ihracatımız da artmış, ama daha önemlisi 54 ülkede bizim ihracat artış hızımız o ülkelerin ithalat artışının üstünde oldu. Yani sadece ticaret artışı değil, gerçek anlamda Pazar payı kazandık.Dünyanın engelişmiş ekonomileri olan Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda gibi ülkelerin tamamında % 1’in üstünde Pazar payına sahip olmuşuz.

 

Daha yakın AB ülkeleri olan Yunanistan, Romanya, Bulgaristan’da % 5 civarında bir Pazar payı aldık. Komşu ülkeler olan Gürcistan, Azerbeycan, Irak gibi ülkelere de % 15 ile % 25 arasında pazar payına sahip olmuşuz. Bu ülkelerin en büyük dış ticaret ortağı olduk.

 

Geldiğimiz noktandan geriye gitmeye hiç niyetimiz yok. Çok zor kazandık, bir kriz de vazgeçemeyiz.İhracat rakamlarında, talep daralması, emtia fiyatlarındaki gerileme gibi sebeplerden düşüşler var. Bu bizim için hoş olmayan bir gelişme. Ama bu kısa vadeli bir gelişme. Aslolan pazar payının korunması ve rakiplerden pazar payının alınmasıdır. Bizim odaklandığımız alan da pazar payı. 

 

Şunu bilmeliyiz ki; krizi fırsata çevirmek istiyorsak, pazar paylarımızı korumak, kriz sonrasına hazırlanmak için ihracatçılarımıza mutlak surette destek vermek gerekiyor. 2010 yılı bütçesinin hazırlandığı bir dönemde, ihracatçıya yaptığı ihracatın % 1’i kadar bir destek verilmelidir. Yani, 1 milyar dolarlık kaynak bütçeye konmalıdır. Önemli bir konu da, rakiplerimiz gibi alıcı finansmanına da geçmek için kaynak yaratılmalıdır. Biz satıcıyı destekliyoruz, gittiğimiz pazarlarda alıcıya finansal kaynak sağlamalıyız ki malı bizden alabilsin.

 

2023 yılında 500 milyar dolar ihracat hedefi sadece matematiksel, sadece hukuki, sadece mevzuatsal düzenlemelerle değil, aynı zamanda önümüze çıkan fırsatları doğru şekilde değerlendirmemiz ile mümkün olacaktır. Bu açıdan baktığımızda, en son açıklanan orta vadeli program ihracat açısından istediğimiz noktada değil.

 

Orta vadeli programda, yıllık yüzde 9-10 seviyelerinde ihracat artış

projeksiyonu yapılmış. Bunun sonucunda da ihracatımızın 2012'de 130 milyar dolar seviyesine yükseleceği tahmin ediliyor. Halbuki 2008 yılında 132 milyar dolar ihracat yaptık. Projeksiyona göre 2012 yılında bu rakamın da altında kalıyoruz. Bizim yıllık ihracat artış projeksiyonumuz yüzde 12,6.

 

Orta Vadeli Program'da ekonomik büyüme konusunda iç talebin sınırlı kalacağı öngörüsü yapılıyor. Bize göre de yerinde bir analiz. İşte tam da bu yüzden ihracat, Türkiye'nin büyümesinin en önemli silahı. Nasıl 2001 krizinden Türkiye'yi ihracat çıkardı ise, bu krizden de ihracat çıkartacak. İşte bu yüzden bizim acilen bu ihracat projeksiyonlarını daha ileriye taşıyacak önlemleri almamız gerekiyor. Destekleri çıkarmamız gerekli. Biz TİM olarak, Orta vadeli programın ihracatı büyüme hedefine götürecek önlemlerin, ana programın altı doldurulurken mutlaka hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

Küresel krizle beraber tüm dengeler değişti. Projeksiyonlar revize edildi. Belirsizlik ise hala sürüyor. Bu sisli ortamda bizim sağlam bir yol haritasına ihtiyacımız var. TİM olarak başlattığımız bir çalışma ile bizi hedefe götürecek bir yol haritasını çıkardık. Türkiye’nin 2023 İhracat Stratejisinin uygulamaya aktarılması ve performans programı projemizin ilk aşamasını tamamladık. Dış Ticaretten Sorumlu Bakanımız Sayın Zafer Çağlayan’ın himayesinde yaptığımız çalışma ile 2023’te bizi 500 milyar dolara götürecek odak alanlarını ve değişim noktalarını belirledik. Hedefimize gidip gitmeyeceğimizi bize söyleyecek ölçüm kriterlerini de belirledik. Şimdi aynı çalışmanın sektörel ayağını tamamlamak için yeni bir çalışmaya start verdik. Sektörlerimizin her biri için strateji haritaları ve performans ölçüm programları çıkaracağız. Sonrasında makro proje ile tüm çalışmaları bütünleyeceğiz.

 

Biz niye bu çalışmaları yapıyoruz?

Şunun için yapıyoruz: Önümüzü görmemiz gerek.

Planlarımızın ve programlarımızın olması gerek. Daha önemlisi neyi, ne kadar  yaptığımızı ölçmemiz gerek.

 

İlk defa kamu dışından, ülke düzeyinde bir strateji çalışması yapılıyor. Bunu Türk özel sektörü ve ihracat camiası adına yapmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz.

Şimdi Eylül ayı ihracat rakamlarını açıklamak istiyoruz.

 

Eylül ayı verileri

Eylül ayı ihracatımız, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 30,53 gerileyerek,8 milyar 388 milyon dolar olmuştur. İlk dokuz aydaki ihracatımız yüzde 32,67 azalışla 68 milyar 397 milyon dolar, geriye dönük bir yıllık ihracatımız ise yüzde 28,89 gerileme ile 94 milyar 283 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.

 

Burada, iki gelişmeyi not etmemiz gerekiyor. Geçen sene ile karşılaştırıldığında bayram dolayısıyla iki iş günü kaybımız var. Geçen sene bayram Ekim ayında idi. İkincisi, bir önceki aya göre yüzde 9,36 ihracat artışımız var.

 

Eylül ayında en fazla ihracat yapan sektörümüz, 1 milyar 636 milyon dolar ile Otomotiv ve Yan Sanayii sektörümüz olmuştur. Bunu, 1 milyar 34 milyon dolar ile Hazır Giyim ve Konfeksiyon, 846 milyon dolar ile Kimyevi Maddeler ve Mamulleri sektörlerimiz takip etmiştir. Tarım grubu sektörlerimiz, Eylül ayında 1 milyar 162 milyon dolarlık ihracatla, toplam içerisinde yüzde 13,85 pay almıştır. Bu grupta Zeytin ve Zeytinyağı, Tütün ve Kesme Çiçek sektörlerimiz Eylül ayı ihracatlarını artırırken, Yaş Meyve ve Sebze sektörümüz ihracat seviyesini korumuştur.

 

Eylül ayında toplam ihracatımızın yüzde 83,06’sını gerçekleştiren Sanayi grubunda ise ihracatımız 6 milyar 967 milyon dolar olmuştur. Sanayi sektöründe ilk dokuz aylık ihracatımız 58 milyar 44 milyon doları, son bir yıllık ihracatımız ise 78 milyar 930 milyon doları geride bırakmıştır.

Madencilik ürünleri sektörümüzün ihracatı, Eylül ayında 260 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Sektör 2009 yılının ilk dokuz ayında 1 milyar 745 milyon, geriye dönük bir yılda ise 2 milyar 352 milyon dolar ihracat gerçekleştirmiştir."

 
Kaynak: LH
Ataköy 7-8-9-10. Kısım Mah. Çobançeşme, E-5 Güney Yanyol Cd.
NEF22 Ataköy, B-Blok, Kat:7, D:142
Bakırköy 34156 İstanbul
+90 530 960 84 24
+90 212 663 62 72