Gündem

BAŞIMIZA ÖRÜLEN ÇORAPLARBAŞIMIZA ÖRÜLEN ÇORAPLAR03.06.2009

Önce gelin son sekiz - on yılı bir hatırlamaya çalışalım. Aklımıza gelenleri bir alt alta yazalım ve hep birlikte düşünelim.

Küreselleşme dendi, şimdi de geleceğin çok kutuplu dünyada olduğu yavaş yavaş gündeme getiriliyor. Ilımlı İslam başımıza dert edildi, ılımlısı olurdu olmazdı derken bugün pek gözümüze sokulmuyor ama toplum perişan, nerede ise birbirine düşman edildi. Gümrük Birliği ufkumuzu açıyordu, iç çamaşırımıza kadar soydu ve gelecek daha vahim. AB'nin hazırladığı serbest ticaret anlaşmaları nedeni ile "işi bilenler her nedense pek lafını etmek istemiyorlar ama" yakında başımıza neler gelecek, hep birlikte göreceğiz. Kıbrıs'ta adadan çıkın, Rum bayraklı ama genelde ucuz olduğu için Rum bayrağı çekmiş Alman, Fransız, İngiliz, Yunan gemilerine limanlarınızı açın, açmaz iseniz AB'yi unutun tehditlerine bizim yavru vatan sakinleri "evet be annem" diyerek çanak tuttular ama, bugün sanırım akılları başlarına gelmeye başladı. Sınırları açın, terör de iyi bir şey değil ama silahları da bizden alın muhabbetlerini de birlikte yaşadık.

 

Hesap sormaya yüreklenen de yok

"Özelleştirme iyidir, bizde para var, çok nazlanmayın, işe yarar ne var ise bize satın, hayvan, tarım pek bu işlerle de uğraşmayın, bizde hepsi var, size hem de ucuza veririz, sütten kesilmiş kart ineklerimizi almak için şu kâğıdı da imzalayın yoksa AB'ye almayız ha!..." dediler. Her nedense sineye çektik. Demokrasi adına, ekonomik tetikçilerin kışkırtması ile sanırım tarihe de geçecek bir şaşkınlık ve beceriksizlik ile erken seçim kararı alıp bugünleri yarattık. Erken seçim diyen şaşkınların bazıları hâlâ etrafta dolaşabiliyor. Alın bol bol döviz, bize faizini verin, iyi faiz vermez iseniz parayı geri alırız ona göre davranın, akıllı olun diyenler için yıllarca çalışıp didindik, elde avuçta ne var ise sattık savdık, faiz ödedik. Cumhuriyetin kazanımlarını, ortak mallarımızı babalar gibi, aslanlar gibi satarım diyenler bugün süt dökmüş kedi gibi oturuyorlar ama giden gitti. Hesabını soran da sormaya yüreklenen de yok artık.

Hal böyle dostlar, vasat hatta vasat altı politikalar ve onların uygulayıcıları tarafından yönetilen ülkelerin hali genelde bize benziyor. Biri yiyor beşi bakıyor. İşin güzel tarafı hepsi demokrasi adına, insan hakları adına yapılıyor.

IMF'ye borçlanmamızı çok arzu eden ve böyle geçinmeyi alışkanlık haline getirmişlerimiz büyük baskılar yapıyorlar, "AB bizi almaz" diyorlar, nisan ayında "Obama Hüseyin ya soykırım lafını kullanırsa ne oluruz" diyorlar. Bugüne kadar Fransa'sından İsviçre'sine ve bilmediğimiz, takip dahi etmediğimiz bir sürü ülke bu abukluğu yaptı da ne oldu, Dışişleri dahil pek kafa yoranımız yok.

 

'Öcü Türkler' ile korkutmak

Fransız AB parlamento seçimleri için, Alman Bayan Merkel ola ki bir daha seçilebilirsem umudu ile Almanya seçimleri için Türkiye üzerinden politika yapıp ayakta kalmaya çalışıyor. Kendi milletlerini öcü Türkler ile korkutmaya çalışarak, "Biz Türkleri AB'ye almayacağız. Bunu da sadece biz yapabiliriz o zaman oyları bize verin" demeye getiriyorlar. Biliyorum ki, her konuda başkasının mutsuzluğu, başarısızlığı üzerine hesap yaparak ayakta kalmaya çalışanlar hep yok olup gittiler. Bu muhteşem ikili bize dönüp AB adına gelin sizinle özel anlaşmalar yapalım diyorlar. Olabilir; akıllı şartlar ile yapılmış çok özel anlaşmalar, geleceğin çok kutuplu dünyasında neden geçerli olmasın. "AB'nin başka işi yok da bizim menfaatimizi mi düşünecek?". Böyle bir amacı zaten yok. Kendi çıkarları var. O zaman ulusal çıkarlarımızı korumak bizim temel şartımız olmalı. Hiç kızmadan, sakin sakin hadi gelin sizinle özel bir anlaşma yapalım deyip şartlarımızı sıralasak. Örneğin;

- Gümrük Birliği'nden çıktık. İstediğimiz her ülke ile serbest ticaret anlaşmasını paşa gönlümüzün istediği gibi yaparız, sizlerle (sıfır) gümrüklü özel anlaşmaya da varız desek

- Kıbrıs konusu sizi ilgilendirmez, herhangi bir anlaşmanın ön koşulu sayılmaz desek

- Sınırlarımızı korumak hakkımızdır, istediğimiz kararları özgürce veririz desek

- Teröre, teröriste silah sağlayan, silah satan ülkeleri düşman ilan ederiz, ülkedeki bütün varlığını dondururuz desek

- Biz sizden vize istemiyoruz, siz istiyor iseniz biz de isteriz desek

 

Daha nicelerini alt alta sıralasak ne olur? Hiç düşünen kafa yoranımız oldu mu ki gelecek için, geleceğimiz için böyle bir alternatif yoktur diyebilelim. Veya tersini düşünün; desek ki "Ey AB sen bize tarih marih verme. Biz şu tarihte tüm şartları yerine getirmiş olacağız. Özgür, insan haklarına saygılı bir yönetimi o güne kadar gerçekleştireceğiz. O gün geldiğinde, sizde halâ ayakta iseniz konuşuruz anlaşırız" desek daha gerçekçi bir değişim sürecini yönetmemiz mümkün olmaz mı?

 

Evet dostlar bizim yeterince kararlı, akıllı, ne istediğini bilen, dünyanın geleceğini görebilen bir siyasi irademiz olsa, acaba bugünkü gibi mi oluruz?

 

Kaynak: Referans
Ataköy 7-8-9-10. Kısım Mah. Çobançeşme, E-5 Güney Yanyol Cd.
NEF22 Ataköy, B-Blok, Kat:7, D:142
Bakırköy 34156 İstanbul
+90 530 960 84 24
+90 212 663 62 72