Gündem

YEŞİL LOJİSTİĞE GEÇMEYEN FİRMANIN ÖMRÜ KISALACAK YEŞİL LOJİSTİĞE GEÇMEYEN FİRMANIN ÖMRÜ KISALACAK
Avrupa'da yasalarla desteklenen 'yeşil lojistik' artık Türkiye'nin de gündeminde. Filolar çevreci araçlarla yenileniyor, daha çevreci modlar kullanılıyor. Müşteriler de çevreci firmaları tercih ediyor. Uzmanlar yeşil lojistiğe geçmenin zorunluluk olduğunu belirtiyor.

Lojistik sektöründe son yıllarda öne çıkan kavramlardan biri de “yeşil lojistik”. Peki, nedir yeşil lojistik? Başta taşımacılık olmak üzere, depolama, dağıtım, paketleme gibi tüm lojistik faaliyetlerinin çevreye, doğaya, topluma ve ekonomiye en az zarar verecek şekilde yapılması... Çevreci bilince sahip firmalar lojistik faaliyetlerde kaynak ve enerji tüketimini azaltırken, çevre kirliliğine neden olan egzoz, sera gazı ile kimyasal atıkları azaltıyor. Özellikle Avrupa'da yeşil lojistik, yasalarla zorunlu hale getiriliyor. Uzmanlar gelecekte de var olmak isteyen lojistik firmalarının yeşil lojistiğe geçmesini bir zorunluluk olarak görüyor.

Türkiye'de ‘yeşil lojistik’ henüz kanun ve yönetmeliklerle zorunlu hale getirilmemiş olsa da bu kavram sektörün gündemine oturmayı başardı. Türkiye'de faaliyet gösteren DHL, Gefco, Ceva gibi uluslararası firmaların yanı sıra Ekol, Mars, Kıta gibi büyük Türk lojistik şirketleri de hem taşımalarında hem de diğer lojistik faaliyetlerinde çevre bilincini ön planda tutan önemli yatırımlar gerçekleştiriyor. Filolarını daha az yakan, daha az karbon salınımına neden olan araçlarla yenileyen bu firmalar, depolarında ve ofislerinde de verimliliği ön planda tutan çevreci yatırımları tercih ediyor. Daha az karbon salınımı için düğmeye basan lojistikçiler, intermodal gibi çevreci taşıma modlarına yönelik yatırımlarını da artırıyor. Lojistik şirketleri, doğaya katkı sağlayan sosyal sorumluluk projelerinde de daha fazla yer alıyor. Denizcilik sektöründe de çevreci olan yeşil gemilere talep artıyor ve bu tip gemilerin sektörde önemli bir rekabet unsuru olacağı belirtiliyor.

Lojistik sektörü karbon (C02) emisyonlarının ana kaynaklarından biri olarak görülüyor. Lojistik ve nakliyenin karbon salınımı pastasında büyük bir oranı kapsadığına dikkat çeken Green Lojistik Danışmanlık Genel Müdürü Osman Doğrucu, yapılan çalışmalara göre karbon salınımında yolcu taşımacılığı dahil lojistiğin payının yüzde 13 olduğunu belirtiyor. Doğrucu, aynı şekilde lojistiğin, global sera gazı emisyonlarının yüzde 24'ünü oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Avrupa Birliği, lojistik sektörünün çevreye verdiği zararların en aza indirilmesini sağlayacak önemli çalışmalar yürütüyor. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan son olarak 2011'de yayımlanan Beyaz Kitap'ta da çevre duyarlılığı ön planda tutuluyor. Avrupa ülkeleri 2050 yılına kadar taşımacılık sektöründen kaynaklı sera gazı emisyonlarını 1990’lı yıllara kıyasla yüzde 60 oranında azaltmayı hedefliyor, çeşitli teşvik ve desteklerle bu hedefe ulaşılmasının da önünü açıyor.

Sektör temsilcileri, ilerleyen dönemlerde müşterilerin ve iş ortaklarının çevre bilinci düşük firmalarla çalışmama konusunda inisiyatif kullanacaklarını tahmin ediyor. Bu da yeşil lojistiğe yatırım yapan firmaların çevreye katkılarının yanı sıra rekabet güçlerinin de artacağı anlamına geliyor. Ayrıca yasal düzenlemelerin çevreyi korumayan firmalara yaşama imkânı vermeyecek şekilde sıkı hale getirileceği de beklentiler arasında yer alıyor. Yeşil lojistik kavramının, şirketlerin varlıklarını sürdürmeleri ve prestijlerini korumaları için giderek daha önemli olacağını savunan DHL Supply Chain Genel Müdürü Hakan Kırımlı, "Artık müşteriler, tedarik zinciri süreçlerinde ortaya çıkan karbon emisyonlarını önemsiyorlar. Çevreci firmaları tercih ediyorlar" diye konuştu. Mars Lojistik Genel Müdür Yardımcısı Ali Tulgar da tüm dünyada olduğu gibi artık Türkiye'deki müşterilerin aldıkları hizmetlerin çevreye dost olmasını talep ettiklerim ve çevreci şirketlerin daha fazla tercih edildiğini ifade etti.

Erkeskin: STK’lara büyük Görevler Düşüyor

Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği Başkanı Turgut Erkeskin, "yeşil lojistik" kavramının Türk lojistik sektöründe henüz kabul görmüş, yasalar ve mevzuatlarda da tam anlamıyla tanımlanmış bir konu olmadığını dile getirdi. Erkeskin, "Ancak bu konuda çıkarılan yönetmelik ve düzenlemelerle bazı işletmelerin sektöre örnek teşkil eden çevreci politikaları bu kavramın yerleşmesine zemin hazırlıyor" dedi. Son yıllarda "yeşil lojistik" konusunun küresel pazarda yakaladığı trend ve uluslararası anlaşmalardan doğan birtakım zorunlulukların Türkiye'de gerek kamu gerekse özel sektör tarafından farkındalığı artırdığına dikkat çeken Erkeskin, bu konuda sektörü temsil eden sivil toplum kuruluşlarına da önemli sorumluluklar düştüğünün altını çizdi. Erkeskin, UTİKAD'ın bu sorumluluk çerçevesinde sektörün farkındalık ve bilinç düzeyine katkıda bulunmak amacıyla dâhil olduğu WWF-Türkiye "Yeşil Ofis" programı sonunda Türkiye'nin ilk ve tek 'Yeşil Ofis' diplomalı kuruluşu unvanına sahip olduğunu da hatırlattı. 'Yeşil lojistik'in uzun vadede çevreye ve ekonomiye sağlayacağı katkılar bakımından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konu olduğunu vurgulayan Erkeskin, "Taşımacılık ve lojistik sektöründe faaliyet gösteren tüm işletmecilerin çevreci bir anlayışla hareket ettiklerini söylemek güç. Ancak özellikle kurumsal, sermeye yeterliliği uygun, sosyal fayda odaklı ve küresel lojistik pazarında iddialı işletmelerimizin bu konuya yönelik ciddi yatırımlar yaptıklarına şahit oluyoruz. Konuya atfedilen önemin yasa ve mevzuatlarla çerçevelenmesi, farkındalık ve bilinç düzeyinin artması ile birlikte işletmelerimizin konuya bakışlarının da hızla bu yöne doğru evrileceğini öngörüyoruz" şeklinde konuştu.

Nuhoğlu: Karayolu taşımacısı günah keçisi olmamalı

Karayolu taşımacılığının çevre konusunda bir günah keçisi konumunda tutulmasının gerçekçi bir tutum olmadığını da vurgulayan Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Başkanı Çetin Nuhoğlu, "IRU ve AB istatistiklerine baktığımızda, ulaştırma C02 (karbondioksit) emisyonlarının yüzde 30'undan sorumlu olsa da, ticari karayolu taşımacılığı toplam C02 emisyonlarının sadece yüzde 3'üne neden oluyor. Bu, karayolunun suçlandığı zehirli gaz salınımlarının 97'sinin otomobil ve yolcu taşıma araçlarından kaynakladığını gösteriyor" dedi. Karayoluyla eşya taşımacılığının, son 30-40 yıldır çevre dostu teknolojilere en fazla yatırım yapan sektörlerden olduğunu vurgulayan Nuhoğlu, "Günümüzde yeni üretilen TIR'ların eski araçlara kıyasla çok daha sıkı emisyon normlarına uymaları gerekiyor. Ayrıca karayolu taşımacılığı filoları sürekli olarak yenileniyor. Yakıt tüketiminde ve dolayısıyla ticari taşıtların karbondioksit salınımlarında 1970-2004 yılları arasında yüzde 36 azalma sağlanmış durumda. 40 tonluk yüklü bir TIR'ın yakıt tüketimi 1970 yılında her 100 km'de 50 litre iken; 2005 yılında bu oran 32 litreye indi" şeklinde konuştu. Çevre dostu taşımacılık ve lojistiğin, sadece kamyon emisyon standartlarına uymaktan ibaret olmadığının bilincinde olduklarını vurgulayan Nuhoğlu, "TÜBİTAK'tan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızdan ve diğer kanallardan yeterli destekler oluşturulduğu takdirde, sektör firmalarımızın her alanda iyileştirmeler yapmaya yönlendirilmesi mümkün olabilecek. Bu konuda UND olarak, özellikle "filo modernizasyonu", "yenilenebilir teknoloji ve yakıtların kullanımı" alanlarında lojistik sektörümüze özel destek programlarının tasarlanması yönünde girişimlerimiz sürüyor" diye konuştu.

Kaynak: Dünya Gazetesi



Şenlikköy Mahallesi Saçı Sokak, No: 4 / F Florya 34153 Bakırköy İSTANBUL
+90 212 663 62 61
+90 212 663 62 72