Gündem

LOJİSTİKTE YABANCI YATIRIMCILARIN YENİ OYUN ALANI TÜRKİYE  LOJİSTİKTE YABANCI YATIRIMCILARIN YENİ OYUN ALANI TÜRKİYE 22.08.2012

Avrupa’nın lojistik üssü olmaya hazırlanan Türkiye, genç nüfusu, büyüyen ekonomisi ve coğrafik konumuyla yabancı sermayeli lojistik şirketlerinin mesken tutmak için yarıştığı bir ülke haline geldi. Ulaştırma ve depolama sektöründe yaklaşık 2 milyar dolar tutarında doğrudan yatırımın gerçekleştirildiği Türkiye’de ulaştırma ve lojistik alanında faaliyet gösteren yaklaşık 1500 civarında yabancı şirket bulunuyor. Kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin görüşlerine göre gelecek 10 yılda lojistik alanda 2-3 kat büyümesi beklenen Türkiye, Avrupa’daki ekonomik kriz karşısında yüzünü doğuya çeviren yabancı yatırımcılar için cazibesini koruyacak.

Türkiye’de lojistik ve taşımacılık sektörünün geçmişi çok eskiye dayanmamakla birlikte bugün 258 milyar doları aşan büyüklüğü ve potansiyeli ile dünya devlerinin iştahını kabartıyor. Türkiye lojistik sektörüne 1980 yıllarda başlayan yabancı sermaye girişinin son yıllarda büyük bir ivme kazandığı görülüyor. Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 30 bin 87 adet yabancı sermayeli şirket bulunuyor. Bunun 467’sı karayolu taşımacılığı, 241’i denizyolu taşımacılığı, 139’u havayolu taşımacılığı yapan ve ek olarak destekleyici faaliyetlerde bulunan şirketlerle birlikte toplam 1.500’e yakın lojistik ve ulaştırma alanında faaliyet gösteren şirketler oluşturuyor. T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı verilerine göre ulaştırma ve depolama hizmetleri alanında uluslararası doğrudan yatırım (UDY) girişleri,  2005-2011 yılları arasında kümülatif olarak 1,9 milyar dolar tutarında gerçekleşti ve sektörün hizmetler sektörü içerisinde girişlerden aldığı pay %3,2’ye yükseldi. Bugün lojistik sektöründe faaliyet gösteren binlerce uluslararası sermayeli firma bulunuyor. Bu firmalar son 7 yıl içerisinde Türkiye’de, “ulaştırma ve depolama” sektörüne yaklaşık 2 milyar dolar tutarında doğrudan yatırım gerçekleştirdi. Kamu, özel sektör ve sivil toplum örgütleri temsilcilerine göre yabancı firmaların Türkiye’yi yatırım coğrafyasına almasında en önemli etken; genç nüfus, büyüyen ekonomisi, coğrafyası ve lojistik durumu. Temsilciler, Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılda da 2-3 kat büyümesi beklenen lojistik sektörüyle küresel yatırım ligindeki pozitif konumu koruyacağını belirtiyor.

‘Coğrafi konumu Türkiye’nin cazibesini arttırıyor’

Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Genel Sekreteri Özlem Özyiğit, uluslararası yatırımcılar için hızla büyüyen bir pazar haline gelen Türkiye’nin Avrupa, Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun bağlantı merkezi olma konumu ile uluslararası yatırımcılar için avantajlı bir ülke haline geldiğini söylüyor. Türkiye’nin yer aldığı coğrafyanın önemi ve değeri bakımından da lojistik üssü olma potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Özyiğit, “Bu nedenlerle global oyuncular burada olmak istiyor; ancak bizim de daha iyi bir yatırım ortamı, daha iyi olanaklar sağlamamız ve sorunlarımızı çözmemiz gerek” diyor. Lojistik oldukça geniş, giderek derinleşen ve pek çok sektörün verimliliğini etkileyen bir alan olduğunu belirten Özyiğit, Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşması için ise bölgesinin lojistik üssü olması gerektiğini vurguluyor. Lojistikte gelişmişliğin en önemli göstergesinin ise altyapı olduğuna dikkat çeken Özyiğit şunları aktarıyor: “İçinde bulunduğumuz coğrafi konum sayesinde lojistikte bölgesel üs olmak için büyük avantaja sahibiz ancak bu potansiyeli altyapı yatırımlarını ve yasal düzenlemeleri hızla tamamlayarak desteklememiz şart. 2010 yılında Dünya Bankası tarafından yapılan Lojistik Performans Endeksi çalışmasına göre Türkiye bugün dünyada diğer ülkeler arasında 38. sırada yer alıyor. Demek ki yapılacak çok iş var.” 

YASED Yönetim Kurulu’nun da bu ihtiyacı tespit ederek, Lojistik ve Ulaştırma Çalışma Grubu kurmak için hareket geçtiğini anlatan Özyiğit, “17 çalışma grubumuz arasında bu alandaki bir çalışma grubunun da eksikliğini tespit etmiş ve çalışmalarımıza başlamış durumdayız. YASED’in birikimi ve ilişki ağı ile sektördeki problemlerin çözümüne katkı sağlayabilmeyi hedefleyerek bu çalışma grubunu oluşturma aşamasındayız. Grubun yılın son çeyreğinde ilk toplantısını yaparak faaliyetlerine başlamasını planlıyoruz” diyor.

Hoyer Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya’ya Türkiye’den açılacak

Likit dökme taşıma lojistiği alanında dünyanın önde gelen şirketlerinden Almanya menşeili  Hoyer, 1990’lı yıllardan beri Türkiye’de faaliyet yürütüyor. Acenteler aracılığıyla girdiği Türkiye’de 1997 yılında İstanbul’da açtığı merkezle %100 Alman sermayeli bir Türk şirketi olarak faaliyetlerini sürdüren Hoyer, bugün sektörde kombine taşımacılık alanında önde gelen hizmet sunucular arasında yer alıyor. Hoyar’in Türkiye’yi uzun yıllar Avrupa’nın sınırlarındaki bir “yük karşılama merkezi” olarak gördüğünü belirten Hoyer Türkiye Genel Müdürü Mete Tırman, ancak son yıllarda kamusal alanda alınan tedbirler, özel sektörün çevreye bakışındaki değişim, tehlikeli maddelerin karayoluyla taşınmasına yönelik yapılan yasal düzenlemeler ve küresel olarak Türkiye’nin konumunun bu bakış açısını değiştirdiğini söylüyor. “Türkiye Hoyer için Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’ya açılan kapı olacaktır” diyen Tırman,  bu bölgelerdeki faaliyetlerin Türkiye üzerinden destekleneceğini ve geliştirileceğini aktarıyor. Hoyer’in son iki yılda Türkiye’yi Rusya ve Hindistan ile birlikte odak noktasına koyduğunu vurgulayan Tırman şunları aktarıyor: “Bu kararın muhakkak önemli sonuçları olacaktır. Öncelikle, Hoyer Türkiye içi taşımalarda tüm birikimini ve becerisini ortaya koyacaktır. Bunun sonucu olarak, gerek organizasyonel yapılanmada önemli değişim ve gelişimler yaşanacak, gerekse faaliyet alanı genişleyecektir. Küresel boyuttaki lider konumunu, ulusal düzeyde de sürdürmek üzere gerekli adımlar kısa ve orta vadeli planlarla atılmaktadır ve atılmaya devam edecektir. Bu kapsamda, şirket alımları da dahil olmak üzere çeşitli yatırım projeleri devreye sokulacaktır.”

Mete Tırman, Türkiye’nin coğrafi konumu, genç ve dinamik nüfusu, sorunlu yılların eğittiği ve geliştirdiği “esnek ve inatçı” özel sektörü ve konjoktürel gelişmelerin doğru kullanılmasını sağlayan hükümet politikaları sayesinde küresel boyutta dikkatleri üzerine çektiğini söylüyor. Var olan engeller ortadan kaldırıldıkça yabancı sermayenin Türkiye’ye bakışının daha olumlu hele geleceğinin altını çizen Tırman, “Bunun en önemli nedeni, üretim ekseni ve ikliminin Avrupa’nın doğusuna kaymasıdır. Bir taraftan pahalı üretim gücü, diğer taraftan yaşlanan nüfus çok uluslu şirketlerin daha çok doğuya yatırım yapmasını gerekli kılmaktadır. Türkiye, bu bağlamda bir sıçrama noktasıdır. Lojistik sektörü açısından halen önemli eksiklikleri bulunsa da, bu durumun değişeceğine olan inancın oluşmasına koşut olarak Türkiye’ye sermaye girişinin artacağı kuşkusuzdur. Gerek, bu alanda önemli adımlar atma hazırlığındaki Hoyer, gerekse yakın zamanda Hoyer’in rakiplerinin atacağı adımlar bu beklentileri doğrulamaktadır” diye konuşuyor.

Tırman, tüm olumlu koşullara rağmen Türkiye’deki gidişatı iki alandaki gelişmenin belirleyeceğine dikkat çekerek, “Birinci ADR konusunda atılacak adımların sonuçlarının hızla alınması ve bununda katkısıyla haksız rekabet unsurlarının ortadan kaldırılmasıdır. İkinci ve daha da önemli koşul ise büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, Cihanda sulh’ çağrısının tüm dünya ama öncelikle de Orta Doğu ülkeleri tarafından benimsenmesidir. Çünkü ülkelerin ve insanların gelişmesinin ve refahın önündeki en önemli düşman savaştır” diyor.

2-3 kat büyüyen pazarda herkes yerini almak istiyor

DHL Express Türkiye’ye giriş en güçlü yabancı sermayeli şirketler arasında yer alıyor. 1981 yılında başlayan Türkiye yolculuğuna bugün 700’ü aşkın uzman kadrosu ile 44 şehirde, 16 hizmet merkezi ve 13 acente noktası ile sürdüren şirket, tekstil, bankacılık, yüksek teknoloji, otomotiv ve inşaat olmak üzere pek çok sektöre hizmet sunuyor. Satış rakamları, müşteri portföyü ve çalışan memnuniyeti gibi birçok yönden yakaladıkları başarı ile Türkiye’nin DHL Express Grubu’nun hizmet verdiği 220 ülke içinde kilit pazarlardan biri olarak Avrupa Grubu’na bağlandığını belirten DHL Express Türkiye & Fransa CEO’su Michel Akavi “Türkiye’de pazar payımız yüzde 50’nin üzerinde ve bu da sektörde faaliyet gösteren şirketlerin toplamından fazla.  Öncelikli hedefimiz ise her zaman sektördeki lider konumumuzu korumak ve her zaman tercih edilen tedarikçi, tercih edilen işveren ve tercih edilen yatırım olmak” diyor.

Akavi, Türkiye’de ivme kazanan yabancı sermaye girişlerini son derece normal karşılıyor. Coğrafyasının kendisine sunduğu ‘doğal’ kıtalararası köprü olma konumu ile Türkiye’nin son yıllarda hızlanan altyapı iyileştirici yatırımlarıyla “yabancı sermaye-çeken” pazar haline geldiğini vurgulayan Akavi, “Bunun dışında canlı iç pazarı, güçlü demografik ve ekonomik büyüme potansiyeli açısından da yabancı kökenli lojistik ve taşımacılık şirketleri açısından yatırım yapılması elzem ‘yükselen pazarlardan’ birisi haline gelmiştir. Mevcut yabancı yatırımların ve sermaye girişinin önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceğine inanıyorum. Bu anlamda yabancı şirketlerin sektörümüzdeki öncü ve büyük yerli şirketlerle ortak veya doğrudan proje bazlı iş birliklerinin büyüyeceğini düşünüyorum. 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat hacmi hedefleyen Türkiye için kilit sektörlerden birisi de taşımacılık ve lojistik hizmetleridir. Ülkemizin ihracat hacminin belirtilen noktaya gelmesi Türk taşımacılık ve lojistik sektörünün de işlem hacmini 2-3 kat artıracaktır. Bunu şimdiden gören yabancı yatırımcılar pazarda yerlerini erkenden almak isteyeceklerdir.

TÜRKİYE İLE YABANCI YATIRIMCILAR BİRLİKTE BÜYÜYECEK

T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı (TYDTA) Başkanı İlker Aycı, Türkiye lojistik sektörünün uluslararası yatırımcılar açısından cazip sektörler arasında yer aldığını söylüyor. Lojistik sektörü açısından coğrafik konumun son derece önemli olduğunun altını çizen Aycı, Türkiye’nin stratejik konumuyla küresel lojistik firmalarına eşsiz fırsatlar sunduğunu belirtiyor. “Ne var ki, Türkiye’nin coğrafi konumu son yıllarda değişmedi; her zaman bu coğrafyadaydı” diyen Aycı, son yıllara kadar yatırım için siyasi ve ekonomik olarak uygun bir yatırım ikliminin bulanmadığı tespitinde bulunuyor. Aycı şunları aktarıyor: “Bu gelişmelerin başında, Türkiye’nin son 10 yılda yakalamış olduğu siyasi ve ekonomik istikrarla birlikte gelen ekonomik güven gelmektedir. Bu dönemde, milli gelirimiz üç kattan fazla büyümüş; en önemlisi de ihracatımız yaklaşık beş kat artmıştır. Özellikle de Türkiye’nin dünyaya açılması ve dış ticaretinin hızla artmasıyla birlikte lojistik sektörünün önemi daha da artmıştır. Türkiye’ye gelen uluslararası yatırımcılar Türkiye’yi bölgesel bir merkez olarak kullanıp çevre pazarlara ihracat yaparak lojistik sektörünün barındırdığı yatırım fırsatlarını daha cazip bir hale getirmektedir. Bu gelişmelere stratejik konum, denizyolu, karayolu ve demiryolu gibi her türlü taşıma imkanına elveren özellikleri de eklendiğinde, Türkiye lojistik sektörü uluslararası doğrudan yatırımcılara oldukça cazip fırsatlar sunmaktadır.” Aycı, ekonomik kalkınma devam ettikçe lojistik açıdan bu cazibenin devam edeceğini söylüyor. Yerli ve yabancı yatırımların artması ile Türkiye’nin lojistik altyapısını daha da geliştireceğini, diğer sektörlerde de yatırımların artmasına vesile olacağına dikkat çeken Aycı, “2023’teki 500 milyar ABD doları ihracat hedefinden tutun, lojistik altyapı yatırımlarına kadar sektörün geleceği oldukça parlak görünmektedir” diyor.

DEPO YATIRIMLARINDA DA FIRSATLAR ARTACAK 

Jones Lang LaSalle Sermaye Piyasaları ve Araştırma Direktörü Dr. Kıvanç Erman bu yılın Haziran ayında yayınladıkları Küresel Gayrimenkul Şeffaflık Endeksi’nde, Türkiye’nin küresel lig tablosunda 97 ülke arasında şeffaflık gelişimi açısından zirvede yer almasının küresel yatırım ligindeki pozitif algısının en önemli göstergesi olduğunu vurguluyor. Son yıllarda UPS ve DHL gibi uluslararası şirketlerin Türkiye pazarına giriş yaparak, yeni depo ve altyapı yatırımları yapmalarının altındaki temel sebepleri, Türkiye’nin küresel ligde ekonomik anlamdaki güçlü duruşu ile yoğun nüfusu ve artan gelir düzeyine bağlı olarak sunduğu fırsatlar şeklinde sıralayan Erman, “Ayrıca artan gelir düzeyine ve değişen tüketim alışkanlıklarına bağlı olarak perakende pazarının büyümesi ve e-ticaretin gelişmesi, firmaların yeni nesil ve yüksek kalite lojistik ihtiyaçlarını artırmış, bu hizmetlerin dışarıdan lojistik alanında faaliyet gösteren firmalardan sağlanması ihtiyacını doğurmuştur. Bu gelişimle birlikte, firmaların kendi depo alanlarını kullanmak yerine, dışarından depo hizmeti almaları pazarda yaygınlaşmaya başlamıştır. Ekonomik gelişime paralel olarak, Türkiye’de ulaşım altyapısının geliştirilmesine yönelik yapılan yatırımlar, ülkenin yabancı sermaye yatırımları için ön plana çıkmasına neden olan diğer önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bu altyapı yatırımları ile birlikte, ülkenin küresel pazarda Avrupa, Ortadoğu, Asya ve Afrika’yı birbirine bağlayan stratejik konumu daha da ön plana çıkmıştır.”

Erman, ancak lojistiğin gayrimenkul pazarı açısından değerlendirildiğinde, hayli geri kalmış bir pazar olarak ortaya çıktığını belirtiyor. Erman, “A sınıfı stok ve gelecek arz, yüksek arsa fiyatlarının geliştirme projelerinin fizibilitesini olumsuz etkilemesi sebebiyle oldukça kısıtlıdır. Ayrıca lojistik pazarı, ürünlerin mal sahipleri tarafından kullanımının yoğun olduğu ve kiralama işlemlerinin kısıtlı olduğu bir gayrimenkul pazarıdır. Lojistik pazarı şu an Türkiye’deki en zorlu ticari gayrimenkul alt pazarı olarak görülmesine karşın, uzun dönemli potansiyelinin güçlü olması güçlü bir yatırımcı ilgisi olmasını sağlamıştır. Piyasa bilgi ve gözlemimiz, geliştirme projeleri ve sat-geri kirala türü yatırım olanaklarına yatırımcı ilgisinin yüksek olduğuna işaret etmektedir. Ancak, yabancı yatırımcı ilgisini çekebilecek her iki tür gayrimenkul yatırım olanağı halen piyasada kısıtlı bulunmaktadır. Türkiye’nin güçlü ticaret hacmi ve perakende pazarı sebebiyle, lojistik pazarı ülkenin elecek vaat eden sektörlerinden biri olmuştur. Bu faktörler nedeniyle, kullanıcı talebinin güçlenerek artması ve belli bir dönemde bunun kira seviyelerine yansıması beklenmektedir. Kullanıcı talebinin güçlü bir şekilde pazarda yerleşmesiyle, geliştirme projelerinin fizibilitesi artacak, küresel geliştirici ve yatırımcılar için büyük fırsatlar doğacaktır” diyor.

YATIRIMCI İÇİN  İŞ HACMİ ‘IN’ VERGİ ‘OUT’

Türkiye’ye 1988 yılında giriş yapan güçlü yabancı sermayeli şirketlerden biri de TNT Ekspres. Türkiye’de kendi uçağı ile hizmet veren tek uluslararası taşımacılık firması olan TNT, bugün 25 şubesi, 11 acentesi, 825 çalışanı, 370 aracı ve  35  lokasyonu  ile faaliyetlerini yürütüyor. TNT Ekspres Türkiye Genel Müdürü Turgut Yıldız, Türkiye’nin stratejik konumu ve olanaklarıyla, yer aldığı coğrafyanın önemi ve değeri bakımından lojistik üssü olma potansiyeline sahip bir ülke olduğunu söylüyor. Dünyanın özellikle son 25- 30 yıldır hızla bir değişim ve gelişim içinde olduğuna dikkat çeken Yıldız, “Bu değişim globalleşme, yani küreselleşme denilen olguyu ortaya çıkartıyor. Bu sebeple pazarlar hızlı bir şekilde bütünleşiyor, ekonomiler arasındaki engeller ortadan kalkıyor, ülkeler birbirlerine yaklaşıyor. Bu anlamda, Türkiye’nin karayolları, demiryolları, üç tarafını çevreleyen denizleri, havaalanları ve dağıtım merkezleriyle Avrasya ticaretinin kalbinde olması; Avrupa, Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun da bağlantı merkezi konumunda olması nedeniyle bizi avantajlı bir hale getiriyor” diyor. Taşımacılık sektörünün her zaman ekonomiye öncülük yapan, gelişmesinin ülke ekonomisiyle ilişkisi çok yakın olan bir sektör olduğunu vurgulayan Yıldız, şunları aktarıyor: “Uluslararası markalar lojistik ve hava kargo olarak Türkiye’ye giriş yapabilirler. Çünkü Türkiye bazı vergi vb. açılardan cazip olmasa da iş hacmi açısından oldukça cazip durumdadır. Lojistik sektörünün son yıllardaki büyüme hızı dikkat çekici. Lojistik sektörü dünyada yüzde 10 seviyelerinde büyüdü. Fakat bu konuda yapılması gerekenler de çok fazla ve kapsamlı.”

TÜRKİYE’YE YATIRIM YAPMAK İÇİN 7 ÖNEMLİ NEDEN

• Karayolları, demiryolları, denizleri, havaalanları ve dağıtım merkezleriyle Avrasya ticaretinin kalbinde olması,
• Avrupa, Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun bağlantı merkezinde bulunması,
• Büyüyen ekonomiyle küresel ligde güçlü duruşu,
• Lojistik üssü olma potansiyeli ,
• Genç ve dinamik nüfusu,
• Canlı iç pazarı,
• Lojistik sektörünün işlem hacminde gelecek 10 yılda beklenen 2-3 katlı büyüme.

Kaynak:Uta Lojistik

Şenlikköy Mahallesi Saçı Sokak, No: 4 / F Florya 34153 Bakırköy İSTANBUL
+90 212 663 62 61
+90 212 663 62 72